Bir konutun içinde ya da ona ait çevrede meydana gelen kazalara ev kazası denir. Ev kazalarının büyük çoğunluğunda, özellikle çocuklar zarar görmekte ve bu kazalar bazen ölümle sonuçlanabilmektedir. Kazalardan kendilerini koruyabilecek gelişimsel beceriye henüz yeterince sahip olamamaları sebebiyle, 0-6 yaş grubu çocuk kazaya uğrama oranı en yüksek grubu oluşturmaktadır. Emekleme aşamasından itibaren çocuklar için evler bir anda tehlikeli bir ortam olmaktadır. Bir yaşından küçük çocuklarda boğulma ve solunum yollarına yabancı cisim kaçması, 1-4 yaş arasında düşme, çarpma, suda haşlanma, ateşle yanma ve zehirlenmeler daha sık görülmektedir. 2-4 yaşlarında temizlik maddeleri ve ortada bırakılan ilaçlar, 5 yaşından sonra ise dolapta ve yüksekte saklanan ilaçlar ile zehirlenmeler artmaktadır.
Bu konularda ailerin bilinçlenmesi gereklidir. Bu amaçla aşağıda öncelikle zehirlenmeler ile bilgi verilecek, daha sonra da ev kazalarından korunmak için alabileceğimiz önlemler belirtilecektir.
- Kas
- 01
- 2010
ÇOCUKLARI EV KAZALARINDAN KORUYACAK ÖNERİLER
- Kas
- 01
- 2010
Hamilelikte Folik Asitin Önemi
Folik Asit, yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunan, bebekte sinir sistemi hastalıkları riskini azaltan, hücre büyümesi ve organ gelişiminde rol oynayan bir B vitaminidir (B9). İnce bağırsakta emilir, karaciğerde metabolize olur. Vücudun tüm biyolojik olaylarında yer alan DNA ve kan hücrelerinden alyuvar oluşumu, aminoasit metabolizması, hücre büyüme ve yenilenmesi için dışarıdan vücuda alınması gereken önemli bir vitamindir. B9 vitamini (Folik Asit) depolamaz. Genellikle vücut rezervleri bir kaç ay için yeterlidir ve dolayısıyla vücut için daimi folik asit kaynağı yoksa eksiklik yaşamak çok kolaydır. Doğum kontrol ilaçlarının kullanımı sırasında ve sara (epilepsi) tedavisinde kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak da Folik Asit eksikliği gelişebilir.
- Kas
- 01
- 2010
SONBAHARDA HASTALIKLARDAN KORUNMANIN YOLLARI
Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni (Zatürree) dir.
Sonbaharda neden daha fazla hasta oluruz?
Sonbahar hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde iklimsel, sosyal ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan veya sıklığı artan hastalıklar gelmektedir. Bunların çoğunluğu enfeksiyon hastalıkları, yani mikrobik hastalıklardır. Sonbaharda havanın soğuması, hava kirliliğinin artması, toplu ve sıkışık ortamlarda yaşam, okulların açılması ile özellikle çocukların rezervuar olduğu soğuk algınlığının sürekli bulaşması bu hastalıkların oranını artırmaktadır. Vücudumuzun direncini kıran bir çok değişiklik de bu artışa katkıda bulunur. Güneş ışınlarından daha az yararlanırız, fiziksel stres sıcak havalara göre daha fazladır, cilt soğuğa bağlı olarak kurur ve bütünlüğü kolayca bozularak enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlara eğilimi artar, burun ve ağız içini döşeyen mukoza dediğimiz dokuların soğukla kuruması ve koruyucu mekanizmaların iyi çalışamaması mikropların vücuda kolayca girişine neden olur, beslenmede daha ağır ve sağlıksız besinlere yönelinir, hareketsizlik artar ve metabolizma kötü yönde etkilenir.
Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni (Zatürree) dir.
- Kas
- 01
- 2010
MİGREN
Migren baş ağrıları, kan damarlarının genişlemesi ve bu kan damarlarının çevresini saran sinir liflerinden çeşitli kimyasal maddelerin salınması nedeni ile oluşmaktadır. Baş ağrısı sırasında, kafatasının dışında, şakak bölgesinde hemen deri altında yer alan bir arter genişler (temporal arter). Bu arterin genişlemesi enflamasyona, ağrıya ve arterin daha fazla genişlemesine yol açan kimyasalların salınmasına neden olur.
Migren tetikleyicileri
Vakaların %40’ında migrenin tetiklendiği bilimsel olarak gösterilmiştir. Bu nedenle “tetikleyiciye yönelik” özel bir tedavi atakların sayısını önemli ölçüde azaltabilmektedir.
Belirli yiyecekler, durumlar ya da çevresel faktörler migren atağını tetikleyebilmektedir. Ancak; bu tetikleyiciler büyük oranda kişiye özgüdür. En sık görülen tetikleyicilerin bile sizde atak oluşturmaması olasıdır.
- Eki
- 31
- 2010
FARENJİT
FARENJİT NEDİR? KAÇ TİP FARENJİT VARDIR?
Ağız ve burun boşluğunun arka tarafında farinks denilen boğaz kısmı bulunur. Ağzımızı açtığımızda karşıda görülen farinks kısmı iltihaplanırsa farenjit oluşur. Genellikle kışın, mikrop ve virüslerin boğaza yerleşmesi sonucu ortaya çıkan bulaşıcı bir boğaz enfeksiyonudur. Bronşit oluşumuna neden olabilir. Kimilerinde uzun süreden beri vardır ve çok fazla rahatsız edici şikayetler gözlenmez. Bu durumda hastalık kronikleşmiştir. Müzmin farenjit denilen durum ortaya çıkar. Hastalığın çok şiddetli olduğu ve yeni yeni görüldüğü durum ise akut farenjit adını alır.
- Eki
- 31
- 2010
Vajinal Hastalık Mantar
Vajinal hastalıklar arasında en sık görülen mantar enfeksiyonları, ergenlik dönemiyle birlikte kadınları tehdit altına alan hastalıkların başında geliyor.
Vajinal mantarların sebeplerinden biri de antibiyotik kullanımı. Ani hava değişikliklerinin yaşandığı şu günlerde grip ve soğuk algınlığı vakalarında bir artış meydana geleceği malum� İşte bu dönemde kullanılan ilaçlar vajinanın florasını bozarak vajinal mantarlara sebep olabiliyor.
Üreme çağına gelmiş kadınlarda sıklıkla görülen vajinal enfeksiyonlar çeşitli bulgularla kendini gösterir. Vulva olarak adlandırılan genital bölgenin dış kısmında yoğun bir kaşıntı ve içerden gelen bir akıntı durumu söz konusudur. Akıntı beyaza yakın süt kesiği olmakla birlikte genellikle kokusuzdur. Mantar henüz başlangıç aşamasındaysa kaşıntı ve akıntı dışında belirti göstermezken, ileri safhalarında yanma ve ağrılara sebep olur. Özellikle yaz sıcaklarında çok daha hızlı ilerleme gösteren mantar enfeksiyonları kaşınma dolayısıyla şişlik hatta kanamaları beraberinde getirir.
Özellikle içinde bulunduğumuz şu günler ani ısı değişikliğiyle birlikte soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlarda da artış olması olasıdır. Halkımızda ezbere ilaç kullanma alışkanlığı maalesef bulunmakta. Çabuk atlatılabilecek basit rahatsızlıklarda bile antibiyotiklere başvurulabiliyor. Antibiyotikler vajinanın normal florasını (mikrop yapısını) bozabilmektedir, bu yüzden hekime danışmadan antibiyotik kullanmak doğru değil. Vajinal mantarlar bulaşmak yerine çoğu zaman kendiliğinden oluşur.
Mantar oluşumuna sebep olacak etkenler:
- Renkli tuvalet kağıdı, parfümlü günlük pedler, hijyenik olmayan yüzme havuzları
- Sentetik iç çamaşırları, özellikle yaz mevsiminde
- Yanlış taharetlenme (arkadan öne)
- Vücudun savunma direncini düşüren hastalıklar, aşırı yorgunluk
- Eki
- 31
- 2010
Regl Öncesi Gerginlik Sendromu
Başınız öyle ağrıyor ki tarifi mümkün değil. Yürüdükçe mideniz bulanıyor ve tüm eşyalar çevrenizde dönerken kendinizi yere sabitlemeye çalışıyorsunuz. Sanki beyniniz başınızın içinde sallanıyor. Göğüsleriniz büyümüş ve dokunduğunuz zaman ağrıyor. Üstüne üstlük tüm bunlar reglinizden bir hafta önce başlayıp regl döneminize kadar doruk noktasına çıkıyor.
Kadının doğası karmaşıktır. Kadının doğasını anlayabilmek için gerek kadınların gerekse erkeklerin �Regl öncesi gerginlik sendromu�nun ne olduğunun bilmeleri gerekir.
Özellikle eşlerin ve işverenlerin iletişimde oldukları kadınlarla ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi için bu sendromun kadınlar üzerindeki baskısını ve bir kadına neler yapabileceğini biliyor olmaları gerçekten hayati önem taşıyor.
Regl öncesi dönemde fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşayan kadınlar bu nedenle günlük yaşamda sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Eğer bu belirtiler kişinin günlük yaşantısında ciddi bozukluklara neden olmuyorsa, tedaviye gerek duyulmuyor. Ancak bu belirtiler kadınlarda rahatsız edici boyutlara ulaşıyor, ilişkilerde kopukluklara neden oluyoR ve mesleki yaşamlarını etkileniyorsa regl öncesi gerginlik sendromu yaşadıkları anlamını taşır.
“Regl Öncesi Gerginlik Sendromu”nu yaşayan kadınların sadece fiziksel yapıları değil, ruhsal sağlıkları da etkilenir.
Ödem ve ağrılar, kadını en çok rahatsız eden bulgular
Kadınların yüzde 30-60�ında görüldüğü tahmin edilen “Regl Öncesi Gerginlik Sendromu”, reglin yaklaştığı dönemde huzursuzluk, uyku düzensizliği yanında, bedene ait belirtilerle kendini gösterir. Kısaca vücutta ödem ve ağrılar, kadını en çok rahatsız eden bulgulardır.
Hayatı bozuyor, evliliği tehdit ediyor
Burada önemli olan ise hem düşünce hem de duyguları etkileyen bir durum olan “Prementrüel Disforik Bozukluk”. “Prementrüel Disforik Bozukluk” teşhisi konan kadınların “Major Depresyon”, “Panik Bozukluk” riskleri diğer kadınlara göre daha yüksektir.
“Prementrüel Disforik Bozukluk” belirtileri:
- Regl öncesi huzursuzluk, depresif kötümserlik baskındır.
- Obsesyon ve aşırı kıskançlık sıkça izlenir.
- Dikkat ve konsantrasyon sorunları yakınma konusudur.
- Sıkça duygu değişkenliği gözlenir.
- Öfke hecmeleri sanki kişilik değişimi gibi izlenim bırakır.
- Aşırı uyku ve uykusuzluk sorunları gözlenir.
- Panik atak, beri kaygı hecmeleri çok sıktır.
- Bulgular regl sonrası yavaşça ortadan silinmeye başlar.
Öneriler
- Bu konuda bilinçli olmalıyız ve bu durumun hayatımızı olumsuz yönde etkilemesine izin vermemeliyiz.
- Bu dönemde meditasyon, egzersiz yapmak ve uyku sağlığını artırmak yararlıdır.
- Özellikle kafein ve alkolden uzak durulmalıdır.
- Mutlaka bir psikiyatr tarafından belirli bir süre destek alınması gerekir.
- Erkeklerin bu konuda aydınlatılmaları, beraberliğin geleceği açısından önemlidir.
- Eki
- 31
- 2010
Panik Atak Nedir
Panik atak nedir?
Panik atak, aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleri olarak tanımlanır.
Panik Atağının Belirtileri Nelerdir?
* Göğüs ağrısı yada göğüste sıkışma
* Çarpıntı, kalbin kuvvetli yada hızlı vurması
* Terleme
* Nefes darlığı yada boğulur gibi olma
* Soluğun kesilmesi
* Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecek yada bayılacak gibi olma
* Uyuşma yada karıncalanma
* Üşüme, ürperme yada ateş basması
* Bulantı yada karın ağrısı
* Titreme yada sarsılma
* Kendini yada çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
* Kontrolünü kaybetme yada çıldırma korkusu
* Ölüm korkusu
Bir panik atağında bu belirtilerden en az 4 yada daha fazlası bulunur.
Dörtten daha az belirtinin görüldüğü ataklara ise kısıtlı panik atağı adı verilir.
Panik Bozukluğu Nedir?
Panik bozukluğu, tekrarlayan, beklenmedik panik atakları ve ataklar arasındaki zamanlarda başka panik ataklarının da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma. Panik ataklarının “kalp krizi geçirip ölme” , “kontrolünü yitirip çıldırma” yada “felç geçirme” gibi kötü sonuçlara yol açabileceği inancıyla sürekli üzüntü duyma yada ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem alarak (işe gitmeme, spor, ev işi yapmama, bazı yiyecek yada içecekleri yiyip içmeme, yanında ilaç, su, alkol, çeşitli yiyecekler taşıma gibi ) bazı davranış değişikliklerinin görüldüğü ruhsal bir rahatsızlıktır.
Panik Bozukluğu Nasıl Oluşur?
* İlk atak başlıyor: Hiçbir neden yokken ve birden bire başlayan çarpıntı, terleme, göğüste sıkışma, nefes darlığı yada baş dönmesi, dengesizlik, fenalaşma yada baygınlık gibi belirtiler kişiyi dehşet içinde bırakır. Kişi ‘kalp krizi ’ geçirdiğini yada felç geçirmekte olduğunu zannederek yoğun bir ‘ölüm korkusu’ ya da ‘felç olma’ korkusu yaşar. Bazen de başında bir tuhaflık, sersemlik hissi, kendisini veya çevresini bir garip ya da değişik hissetme gibi duyguların ortaya çıkmasıyla, ‘kontrolünü kaybetmeye’ yada ‘çıldırmaya başladığını’ düşünerek kendisine yada çevresindekilere bir zarar vermekten korkmaya başlar. Hasta hemen, en yakın doktor ya da acil servise götürülür. Orada yapılan birçok muayene, çekilen film, elektrokardiyografi, tomografi ve diğer incelemelerde hiçbir şey bulunmaz. Hastanın nesi olduğu sorulduğunda doktorlar ‘hiçbir şeyi yok’ ya da ‘stresten olmuş ’ derler. Çoğu zaman sakinleştirici bir iğne yapılarak evine gönderilir.
* Ataklar tekrarlıyor: Bir süre sonra panik atakları tekrarlar. Hasta, her yeni atak ile aynı dehşet ve korkuyu yeniden yaşamaya ve acil servislere taşınmaya başlar. Her seferinde yeniden muayene, yeniden incelemeler yapılır ancak hiçbir şey bulunmaz. Hasta, kalbinde ya da beyninde kötü bir şey olduğuna, ancak doktorların bunu bir türlü bulamadığına inanmaya başlar. Bazen de yanlış tanı konularak hasta, antibiyotikten nefes açıcıya, çarpıntı ilacından tansiyon ve kalp ilacına, vitamine kadar değişik ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılır, ancak bir türlü iyileşemez.
* Beklenti anksiyetesi gelişiyor: Ataklar tekrarlamaya devam ettikçe, hasta, ataklar arasındaki dönemde gergin, huzursuz ve endişeli bir şekilde her an yeni bir panik atağının geleceğini beklemeye başlar. Bu endişeli bekleyişe “beklenti anksiyetesi” adı verilir. Atakların çoğu zaman belirsiz zaman ve yerlerde gelmesi bu kaygıyı daha çok arttırır. Ataklar sıklaştıkça, kalp krizi geçirip ölme, felç olma ya da kontrolünü kaybedip çıldırma korkuları pekişir.
* Yoğun ve sürekli üzüntü: Hastalar, evde kimsenin olmadığı bir zamanda kalp krizi geçirmekten ve hastaneye ulaşamadan ölmekten ya da kontrolünü kaybederek çıldırıp intihar etmekten, kendisine ya da yakınlarına bıçak ve bu gibi bir şeyle zarar vermekten, başkalarının bulunduğu ortamlarda çılgınca ve garip davranışlarda bulunarak rezil olmaktan şiddetle korkar. Bu düşüncelerin sürekli aklına gelmesinden dolayı da yoğun bir üzüntü duyarlar.
* Yoğun davranışlar değişiyor: Bir süre sonra ataklara ve ataklar sırasında gerçekleşeceğine inandıkları ” felaketler” e karşı bazı önlemler almaya ve kimi davranışlarını değiştirmeye başlarlar. Ataklara neden olabileceğini düşündükleri etkinliklerden, yiyecek ve içeceklerden vazgeçerler. Ataklara karşı evden çıkarken alkol / madde/ ilaç / kullanırlar. Ataklar sırasında kullanmak üzerede yanlarında ilaç, su, yiyecek v.b. taşırlar. Ataklar sırasında olabileceklere karşı önlem alırlar. Örneğin atak sırasında kontrolünü kaybederek çocuklarına zarar vereceğine inanan hastaların önlem alarak evdeki bütün bıçakları kilit altında tuttukları, çocuklarıyla yalnız kalmamaya çalıştıkları, atak sırasında fenalaşarak kendini yitireceğinden ya da bayılacağından korkan bayan hastaların, baygınken çalınır diye takılarını yanlarına almadıkları, onu baygın bulanların yardımcı olabilmesi için evinin / eşinin / ailesinin adresini, telefon numarasını, hatta tıbbi yardım için ulaşabilmek üzere doktorunun kartvizitini taşıdıkları görülmüştür. Bu hastalar, gerektiğinde acil yardımı çabuk alabilmek için bütün günlerini hastane bahçesinde geçirmeyi ya da güzergahlarını muayenehane, eczane ve acil servis bulunan yerlerden seçmeyi tercih ederler.
- Eki
- 31
- 2010
Burun Kanaması
Epistaksis, burnumuzun kanamasına verilen isimdir. Genellikle kanamanın olduğu taraf ve kanama bölgesi aşikardır. Bazen kan boğaza akar ve öksürmekle ağızdan gelir, bu durumda kanamanın yeri ilk bakışta tespit edilemeyebilir.
Gençlerde kanama burnun hemen girişinde yer alan gevrek damarsal yapılardan kaynaklanır. Yaşlılarda ise kanama sebebi genellikle burnun boğaza açılım noktası, yani en arka noktadan ya da burun boşluğunun üst noktalarından olmaktadır.
Kanayan damarlar atardamar ya da toplardamar olabilir. Kanama miktarı sadece küçük bir mendili ıslatacak kadardan, hastaneye yatırılarak cerrahi tedaviye gerektirebilecek miktara kadar değişiklik gösterebilir.
Burun Kanamasının Sebepleri Nelerdir
Genellikle burun bölgesine yönelen travmalar en sık rastlanılan nedenlerdendir. Bu travma, burun karıştırma şeklinde de olabilir, kuvvetli burun temizleme işlemi de kanama oluşturabilir.
Soğukalgınlığı gibi burnu etkileyen bazı enfeksiyonlar sonucunda burunda yer alan damarsal yapılar genişlerler ve bu da onları kanamaya daha yatkın hale getirmektedir. Eğer enfeksiyon geçmeden burun cerrahisi uygulanırsa, kanama daha da artar.
Yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği ya da damar sertliği özellikle yaşlılarda kanamanın en sık sebepleri arasındadır. Eğer damarsal bir anormallik durumu söz konusu ise, bu tüm ailede görülebilmektedir. Pıhtılaşma bozuklukları da ailesel kategoride yer alır ve kanamaya sebep olabilir.
Burun Kanaması Tedavisi
Çoğunlukla burun kanaması hastaları gençlerden oluşmaktadır ve kanama burun ucundan oluşmaktadır. Eğer kan kaybı fazla değilse, baygınlık oluşmamışsa, dik oturmak etkili olabilir. Yetmediği takdirde, burnun ucunun sıkılması yararlı olacaktır.
Güçsüzlük hissedilirse yatar pozisyona geçilmelidir. Ancak bu durumda genize akan kan, mide bulantısı ve daha sonra kusmaya sebep olabilir.
Bunlara rağmen kanama geçmez ise doktor müdahalesi gerekecektir. Burun ucundaki kanamalar koter adı verilen cerrahi alet yardımıyla durdurulabilir. Bu koterizasyon ya da yakma işlemi kimyasal olarak da uygulanabilmektedir. Bu işlem, çocuklarda dahi rahatlıkla uygulanan kolay bir müdahaledir.
Eğer kanama burnun arka kısımlarından geliyorsa, koter kullanılamaz. Bu durumda burun tamponu gerekir. Eğer kanama çok fazla olmuşsa, kan verilmesi dahi gerekebilir. Bu durumda kanamanın nedeni etraflıca araştırılmalıdır. Burun ve sinüsleren ince noktasına dek çeşitli görüntüleme yöntemleri de kullanılarak incelenir. Tansiyon hastalarında yüksek tansiyon kontrol altına alınır.Kanama ve pıhtılaşma bozuklukları araştırılır ve varsa tedavi edilir. Eğer burun orta bölmesi yani septumda eğiklik var ise, kanamaya sebep vereceğinden düzeltilmelidir.
Eğer tüm bunlara rağmen kanama durmuyorsa, endoskopik sinüs cerrahisi ile atardamar bağlanarak kanama durdurulur.
Genelde gençler burun kanaması sonrasındaki kan kaybından fazlaca etkilenmemektedirler, ancak yaşlılarda durum biraz farklıdır. İstirahat ve uygun tedavi önem kazanmaktadır. Kalp problemleri, yaşlılarda durumu daha da ciddi hale getirebilmektedir.
Eğer burun kanaması tedavi edilmeden hasta kendi haline bırakılırsa ; kanama tekrarlayıp anemiye sebep olabilir. Bu durum ileri dönemde kalp yetmezliğine sebep olabilir.
Ailenin rolü, kanama başladığında yukarıda kısaca söz edilen tedbirler uygulanıp sonuç alınamazsa hasta kişinin ikna edilerek uygun tedavinin yapılacağı merkezimize getirilmesinden ibarettir.
Unutulmaması gereken bir nokta, her burun kanamasının masum sebeplerle ortaya çıkmayacağıdır. Bazen küçük çocukların dikkat çekmek maksadıyla burnuna soktuğu bir leblebi tanesi bile, yakınları tarafından fark edilmediğinde sebebi bilinmeyen fakat tekrarlayan burun kanamalarına sebep olabilir.
- Eki
- 31
- 2010
İdrar Yolu Enfeksiyonları (Sistit)
İltihaplanma
Sistit idrar kesesinin (mesane) iltihaplanmasıdır. İdrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan biridir. Zamanında tedavi edilmezse hastalık böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilir ve mesane ve böbreklerde kalıcı hasarlar oluşturabilir.
Nedenleri:
Normal de bakteriler üreme organları ve anüs bölgesinde yaşamaktadırlar. Bazen bu bakteriler alt idrar yollarını aşarak mesaneye ulaşırlar. Mesaneye ulaşan bakteriler işeme ile dışarı atılırlar. Ancak mesaneye gelen bakteri sayısı atılandan fazla ise mesanede ve daha sonraki aşamada böbreklerde iltihaplanmaya yol açarlar. Bulaşma cinsel birleşme esnasında veya genital temizliğin az olduğu durumlarda oluşabileceği gibi uzun süre idrar tutulması, idrar yollarını daraltıcı hastalıklar, menapozda düşük östrojen seviyesi nedeniyle de oluşabilir. Kadınlarda uretra erkeklerinkinden çok daha kısa olduğu için dış ortamdan bakterilerin mesaneye ulaşması daha kolaydır. Bu nedenle kadınlarda sistitlerin görülme oranı çok daha fazladır. Kadınların en az % 20′si yaşamları boyunca en az bir kez sistite yakalanırlar. Nadir de olsa sistiti oluşturan bakteriler böbrek ve idrar yolları aracılığı ile yukarıdan aşağıya veya yakın dokulardaki enfeksiyon odaklarından lenf yoluyla da mesaneye ulaşabilirler.
Sistitin en sık rastlanılan sebebi Escherichia coli ( E.coli, koli basili) adlı mikroorganizmadır. Bu bakteri kalın barsaklarda normal olarak bulunabilir ve cinsel ilişki ile mesaneye ulaşabilir.
Belirtileri:
İdrar yaparken yanma ve sızı.İdrar yaptıktan sonrada sürebilir. Sık idrara çıkma. Ağrı kasıklara ve makata yayılabilir. Ateş. Terleme. Yorgunluk. Kusma ve bulantı. İdrar bulanık, kötü kokulu olabilir. Cinsel ilişki esnasında ağrı hissi olabilir.
Risk Faktörleri:
Çok eşlilik.
Tümör nedeni ile aşağı idrar yolunda daralma veya tıkanma.
İdrar sondası kullanımı.
Hamilelik.
Şeker hastalığı.
Temizliğe dikkat edilmemesi.
Geçirilmiş felç gibi mesane boşalmasını engelleyebilecek durumlar.
Yaşlılık.
Tanı:
Tanıda idrar tahlili, idrar kültürü ve ilaçla çekilen ürografi adlı film gerekebilir.
Hastalığın Gidişi:
Uygun tedavi ile sistit belirtileri 24 saat içinde kaybolur.Ancak hastalığın gidişi etken mikrobun cinsine, risk faktörlerin giderilmesine bağlıdır. İyi tedavi edilemeyen olgularda hastalık kronikleşebilir.
Tedavi:
Sistitler antibiyotikler ile tedavi edilir. Tedaviye başlamadan önce idrar kültürü ve antibiyogram için örnek alınmalı, sonuçlar çıkıncaya kadar idrar yolları enfeksiyonlarında etkili antibiyotikler kullanılmalı, antibiyogram sonuçlarına göre gerekirse bu ilaçlar değiştirilmelidir. kronik enfeksiyonlarda tedavi uzayabilir.
Nasıl Korunabilirsiniz?
Tuvaletten sonra önden arkaya doğru silinin. Böylece vajinal ve rektal bölgenizdeki bakterilerin idrar yollarına girmesini engellemiş olursunuz.
İdrarınızı tutmayın. Mümkün olabildiği kadar sık idrarınızı yapın. Böylece mesanedeki bakterileri dışarı atarsınız.
Cinsel ilişkiden sonraki on dakika içerisinde idrarınızı yapmaya çalışın.
Cinsel ilişki esnasında yeterli kayganlığın sağlanması uretranın zedelenmesini azaltacaktır.
Anal ilişkiye giriliyorsa daha sonra vaginal bölgeye temas edilmemeli veya edilecekse iyice temizlenilmelidir.
Gün boyunca bol su içilmesi (mümkünse günde 8 bardak) idrar çıkışını ve dolayısıyla da bakterilerin atılımını arttıracaktır.
Kahve, çay, alkol gibi içecekleri mümkün olduğu kadar az tüketin. Mesane üzeride irrite edici etkileri olabilir.
Genital bölgenizin uzun süre nemli kalmasına izin vermeyin.Naylonlu, sıkı iç çamaşırları giymeyin. Nem bakterilerin üremesini kolaylaştırıcı bir ortam yaratır.
Genital bölgenizi günlük olarak hafif bir sabunlu suyla temizleyin.
Her gün mutlaka iç çamaşırınızı değiştirin ve pamuklu iç çamaşırları yeğleyin.
