Bir konutun içinde ya da ona ait çevrede meydana gelen kazalara ev kazası denir. Ev kazalarının büyük çoğunluğunda, özellikle çocuklar zarar görmekte ve bu kazalar bazen ölümle sonuçlanabilmektedir. Kazalardan kendilerini koruyabilecek gelişimsel beceriye henüz yeterince sahip olamamaları sebebiyle, 0-6 yaş grubu çocuk kazaya uğrama oranı en yüksek grubu oluşturmaktadır. Emekleme aşamasından itibaren çocuklar için evler bir anda tehlikeli bir ortam olmaktadır. Bir yaşından küçük çocuklarda boğulma ve solunum yollarına yabancı cisim kaçması, 1-4 yaş arasında düşme, çarpma, suda haşlanma, ateşle yanma ve zehirlenmeler daha sık görülmektedir. 2-4 yaşlarında temizlik maddeleri ve ortada bırakılan ilaçlar, 5 yaşından sonra ise dolapta ve yüksekte saklanan ilaçlar ile zehirlenmeler artmaktadır.
Bu konularda ailerin bilinçlenmesi gereklidir. Bu amaçla aşağıda öncelikle zehirlenmeler ile bilgi verilecek, daha sonra da ev kazalarından korunmak için alabileceğimiz önlemler belirtilecektir.
- Kas
- 01
- 2010
ÇOCUKLARI EV KAZALARINDAN KORUYACAK ÖNERİLER
- Nis
- 11
- 2010
DONDURMA İLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER
Dondurma çocuk sağlığını nasıl etkiler? Üst solunum yolları enfesiyonuna sabep olur mu? Doktorumuz Alper Soysal yanıtlıyor…
Dondurma çocuklara ilk olarak kaç yaşında verilmeli?
Çocuklara 2-3 yaşından itibaren dondurma verilebilir. Ancak, özellikle küçük çocuklar için, dondurma oda sıcaklığına yakın bir ısıda verilmelidir. Bekletilen bir dondurma tekrar soğutulmamalıdır.
Dondurma besleyici midir?
Dondurma değişik besin öğelerini bünyesinde toplayan, besin değeri yüksek bir yiyecektir. Dondurmada protein, karbonhidrat ve yağın yanı sıra A, B, C, D ve E grubu vitaminlerle birlikte kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineraller de bulunuyor.
Donudurmanın çocuk açısından zararları nelerdir?
Süt ürünleri çabuk bozulan ve yararlılıklarını hızla yitiren gıdalardır. Bu nedenle homojenize ve pastörize edilmiş sütten üretilen hijyenik dondurma, yalanarak ya da küçük parçalar halinde yendiği takdirde, solunum ve sindirim organlarını olumsuz yönde etkilemez. Sağlıklı üretilmiş ve sağlıklı koşullarda saklanan bir dondurmanın çocuk açısından bir zararı olmadığını kabul ediyoruz. Ancak sağlıklı koşullarda üretilmemiş veya saklanmamış dondurmalar Salmonella enfeksiyonu saalgınlarına yol açabilir. Bu nedenle sağlık koşullarına uygun ortamda üretilen, gerektiği şekilde korunan ve sağlıklı ambalajlarda satışa sunulan dondurmalar tüketilmelidir.
Dondurma yedikten sonra boğaz ağrır mı, bu ihtimal çocuklar için daha mı fazla?
Dondurma yenilmesi neticesinde yumuşak damak, geniz bölgesi ve solunum yollarının üst kısmı soğuk ile en çok temas eden bölgeleridir. Soğuk bir gıda alımı sonrasında ağız içi sıcaklığında düşme olur ve bu sıcaklık farkları nedeniyle, boğazda normalde hazır bulunan bakteriler, vücut direncinin üzerinde olumsuz etki gösterebilir. Bu nedenle özellikle bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş çocuklarda, üst solunum yolları enfeksiyonları artabilir. Bununla birlikte dondurmanın üst solunum yolu enfeksiyonu sıklığını arttırdığına ilişkin dünyada yayınlanmış bilimsel bir bilgi yoktur, ancak hiç etkisinin olmadığına ilişkin de bilimsel bir bilgi yoktur. Bunun yanında boğaz bölgesinin soğuğa maruz kalmasının baş ağrısı sıklığını arttırdığına dikkat çeken yayınlar da vardır.
Genel olarak çocuğun astım, allerjik rinit, sinüzit gibi kronik bir hastalığı yoksa, dondurmanın boğazda ağrı, enfeksiyon, ateşlenme gibi sorunlara yol açmasını beklemiyoruz.
Bir çocuk donudurmayı en fazla ne kadar sıklıkta yemeli? Ne kadar yedikten sonra zararlı olur?
Dondurma sütten yapılmasına karşın basit karbohidrat dediğimiz şeker içermektedir. Aşırı tüketimi ishale neden olabilir. Enerji açığı olan, zayıf çocuklarda hergün tüketiminde bir sakınca yoktur. Enerji fazlasına ihtiyacı olmayan kilolu çocukların ise haftada 1- 2 kez tüketimi daha uygundur.
Dondurma satın alırken nelere dikkat edilmelidir?
Dondurmayı tüketirken dikkat etmemiz gereken en önemli nokta, dondurmanın sağlık ve hijyen kurallarına uygun hazırlanmış olmasıdır. Özellikle dondurmanın yapıldığı sütün pastörize olması ve hazırlanırken mikroorganizmalarla bulaşmasının önlenmesi gereklidir. Süt mikroorganizmalar için çok iyi bir ortamdır. Özellikle yaz aylarında bakteriler daha kolay üreyebilmektedir. Bu nedenle çok kolay bozulur ve sağlığa zararlı bir duruma gelir. Bu nedenle açık satılan dondurmalarda dikkatli olunmalıdır. Paketlenmiş dondurmalar tercih edilebilir. Bu ürünlerde de dikkat edilmesi gereken saklama şekli ve son kullanma tarihidir.
Dondurmanın sindirimi hızlandıran bir etkisi var mı?
Sindirimi hızlandırıcı etkisi olduğuna dair hiç bir bulgu yoktur.
Dondurma çocuklarda şişmanlığa neden olur mu?
Fazla ve sık tüketimi şişmanlamaya yardım edebilir.
Peki çocuklara dondurma yedirelim mi, yedirmemiz mutlaka gerekli mi?
Hiç kuşku yok ki, çocuk beslenmesinde yeterli kalori ve protein alımı yanında yeterli kalsiyum alınması da önem taşımaktadır. Çocuklarda günlük kalsiyum gereksinmesi günde 800-1200 mg arasında değişir. Süt, peynir, yoğurt ve süt ürünleri en önemli kalsiyum kaynağı olarak kabul ediliyor. Bir büyük bardak süt (240 ml süt) 300 mg, 240 gr yoğurt 300-400 mg kalsiyum içerirken, bir adet paket dondurma (52 gr) ancak 70 mg kalsiyum içeriyor. Ayrıca yakın zamanda Amerikan Pediatri Akademisi’nin “Çocuklarda kalsiyum gereksinimleri” başlığıyla yayınladığı raporda, kalsiyum gereksinmesi için önerilen besinlerin arasında süt, yoğurt, peynir ve çeşitle sebze ve meyveler (brokoli, ıspanak, portakal, patetes) sayılırken, dondurma yer almıyor. Sonuç olarak dondurma da bir süt ürünü olmasına rağmen, çocuk beslenmesinde ve kalsiyum gereksinmesinin karşılanmasında ilk sıralarda önerilecek bir besin değildir. Bunun yerine sütün kendisinin ve yoğurdun önerilmesi hem daha doğru hem de daha ekonomik olacaktır. Ancak yaz aylarında süt tüketimi azalan çocuklarda katkı yapması amacıyla önerilebilir.
- Nis
- 11
- 2010
İp Atlayan Çocuklar
Çoğumuz kemikleri biyoloji derslerinde gösterilen iskelet maketlerinden hatırlarız ve kırılıp çıkmazlarsa pek düşünmeyiz onları. Kemik sözcüğünü de gündelik dilde olumsuz bir içerikle kullanılırız genellikle. Oysa, kemiklerimiz vücudumuzun görünmez çilekeşleridir; ağırlığımızı taşırlar ve çeşitli fiziksel stresler sırasında ayakta durmamızı sağlarlar. Bunun için sert olmaları gereklidir. Esas önemlisi ise beyin, omirilik ve kemik iliği gibi yaşamsal dokuların korunağıdırlar. Kemiklerin en önemli özelliği sert olmalarıdır ama bu onların cansız ve hissiz oldukları anlamına gelmez. Bir çok hormonun etkisiyle kemikler uzar ve çocuklar bu sayede büyür. Kemikler, bir taraftan uzarken bir taraftan sertleşir. Örneğin bir yaşın sonunda kemiklerin artık en az 10 kg ağırlığı taşıyacak kadar sağlamlaşmış olmaları gereklidir; yoksa çocuk ayakta durmaya başlayınca “eğrilmeye” başlarlar. Daha sonraki yaşlarda, özellikle de ileri yaşlarda sağlam olmayan kemikler “kırılarak” hatırlatırlar kendilerini. Son yıllarda hemen herkesin öğrendiği “osteoporoz” basitçe kemiklerin sağlamlığını yitirmesi olarak tanımlanabilir. Osteoporoz, giderek önem kazanan bir halk sağlığı sorunudur çünkü, örneğin ingiltere’de her yıl 150.000 kişide osteoporoza bağlı kemik kırıkları meydana geldiği bunun da 750 milyon sterlin sağlık harcamasına neden olduğu bildirilmektedir. Osteoporoz, ileri yaşlara görülür ama sağlam ve sağlıklı kemiklere sahip olmak ancak çocukluk çağında alınacak önlemler ile mümkündür. Bu o kadar önemlidir ki yakın zamanda ABD’de 9-12 yaş grubundaki çocuklar ve ailelerine yönelik bir “Ulusal Kemik Sağlığı Kampanyası” başlatılmıştır. Peki kemikler nasıl sağlamlaşır ve kemik sağlığı için neler önemlidir?
Kemik sağlığı
Kemikler en iyi beton yapılara benzetilerek anlatılabilir ve kemiklerdeki “harfiyat” yaşam boyu sürer. Kemikler, protein yapısındaki ince lifler (matriks) ve bu matrikse çöken minerallerden oluşmaktadır. Bu minerallerin başında kalsiyum ve fosfor gelmektedir. Matriksi oluşturan lifler beton yapılardaki “demir ağlara”, mineraller ise çimentoya benzetilebilir. Kemiklerin sağlamlığı hem matriksin kalitesine (bir bakıma mikromimarinin kalitesine) hem de gram kemik dokusu başına çöken mineral yoğunluğuna bağlıdır. Bu arada harfiyatı yapan hücreleri( çilekeş inşaat işçilerini) unutmamak gereklidir. Kemikleri oluşturan yapıların tümün “kemik kitlesi” olarak isimlendirilmekte ve bu kemiklerin sağlamlığı “kemik kitlesinin” miktarı ile belirlenmektedir. Son yıllardaki araştırmalar en yüksek kemik kitlesi miktarına( pik kemik kitlesi ) 25 yaşından önce ulaşıldığını, bundan sonraki yaşlarda oluşan bu “kemik bankası”ndan harcama yapıldığını göstermektedir. . Pik kemik kitlesi büyük oranda genetik faktörlerce belirlenmekle birlikte, öngörülen genetik potansiyele ulaşılması beslenme, aktivite, endokrin fonksiyon ve yaşam tarzını oluşturan diğer faktörlere bağlıdır Kemik kitlesi gelişiminin en yoğun olduğu dönem 9-14 yaş arası, yani ergenlik dönemidir. İşte bu nedenle ,erişkin yaştaki osteoporosizin önlenmesi büyük oranda “pik kemik kitlesinin” miktarının arttırılmasına, dolayısıyla çocukluk döneminde atılacak adımlara bağlıdır. Peki ne yapılmalıdır? Öncelikle kemik yapımından sorumlu hücrelerin uyarılması ( bir başka deyişle inşaat işçilerinin motive edilmesi) gereklidir. Bunun için yapılacak en önemli şey kasları dolayısıyla kemik zarını gerecek türde( yani yerçekimi etkisinden kurtulmadan) yapılacak egzersizlerdir. Uzayda uzun süre kalanlardan biliyoruz ki kemiklerin yerçekimi etkisiyle bile olsa gerilimden uzak kalması kemiklerin erimesine neden olmaktadır. Benzer nedenlerle elit yüzücülerin kemik yoğunlukları, elit jimnastikçilere göre düşük bulunmaktadır. Yakın zamanda yayınlanan bir araştırmada 8 ay süreyle günde 10 veya daha fazla sıçrama hareketi yapan çocukların, normal okul aktivite programındaki çocuklara göre kemik yoğunluklarında %1.2 oranında bir artma olduğu gösterilmiştir. Kemik yoğunluğundaki % 5 oranındaki artmanın osteoporotik kırılma riskini %40 azalttığı düşünüldüğünde bu derecedeki kemik yoğunluğu artımının bile çok önemli olduğu üzerinde durulmaktadır.
Tahmin edileceği gibi, kemik sağlığı için kemik yapımında görevli hücrelerin egzersizle uyarılması kadar, kemiklerin sağlamlığından sorumlu minerallerin yeterli ölçüde alınması da önemlidir. Bu minerallerin başında kalsiyum gelmekte ve çocukların ergenlik öncesinde günde 600-800 mg, ergenlik döneminden başlayarak günde 1200-1500 mg kalsiyum alınması önerilmektedir. Besinlerin arasında en önemli kalsiyum kaynağı süt ve süt ürünleridir. Bu nedenle erken çocukluk döneminde süt, yoğurt ve peynir yeme alışkanlığını kazandırılması önemlidir. Bu nedenle anne-babaların “süt içmeden yatağına girme” şeklindeki ısrarları yarinde bir tutumdur. Şişmanlık korkusuyla süt içmeyen ergenlik dönemindeki kızlara yağ içeriği düşük sütlerin kalsiyum içeriğinin değişmediği hatırlatılmalıdır. Bir çok sebze de kalsiyum içermektedir. Kalsiyum ile zenginleştirilmiş meyva suyu ve kahvaltılık besinler de süt ve süt ürünlerini sevmeyen çocuklar için alternatif besinlerdir. Bütün çabalara rağmen yeterli miktarda kalsiyumdan zengin besin tüketmeyen çocuk ve ergenlere mineral desteği yapılması gereklidir.
Sonuç
Yazının başlığına dönecek olursak, ileri yaşlardaki kemik erimesine bağlı kırıkların önlenmesi büyük ölçüde çocukluk, özellikle de ergenlik dönemindeki yaşam tarzına bağlıdır. Bu nedenle “Yaşlılıktaki osteoporoz bir çocukluk hastalığıdır” denmektedir. Osteoporoz kadınlarda daha sık görüldüğünden ergenlik döneminde ip atlayan, spor yapan, beden eğitimi derslerini ekmeyen kızlar kemik sağlığı bakımından avantajlı olmaktadırlar. Sigara, hareketsiz yaşam ve kolalı içeceklerin çok tüketilmesi kemik sağlığını olumsuz etkileyen diğer faktörlerdir. Ülkemizde de ABD benzeri “Kemik sağlığı kampanyası” na ihtiyaç vardır. Bununla birlikte şimdiden ailelerin erken yaştan itibaren çocuklarının kalsiyumdan zengin besinlerle beslenmesine önem vermeleri, bu amaçla okul programlarında kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri ile beslenmenin vurgulanması ve spor derslerinde atlama, sıçrama, koşma,jimnastik hareketleri gibi aktivitelere daha fazla yer verilmesi gereklidir.
