<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aile Sağlığı &#124; Aile Sağlığı Portalınız</title>
	<atom:link href="http://www.ailesagligi.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ailesagligi.com</link>
	<description>Aile Sağlığı, Kadın Sağlığı, Çocuk Sağlığı, Jinekoloji, Aile Hastalıkları, Kadın Hastalıkları</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Feb 2011 10:59:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARI EV KAZALARINDAN KORUYACAK ÖNERİLER</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/cocuklari-ev-kazalarindan-koruyacak-oneriler.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/cocuklari-ev-kazalarindan-koruyacak-oneriler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 20:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[Bir konutun içinde ya da ona ait çevrede meydana gelen kazalara ev kazası denir. Ev kazalarının büyük çoğunluğunda, özellikle çocuklar zarar görmekte ve bu kazalar bazen ölümle sonuçlanabilmektedir. Kazalardan kendilerini koruyabilecek gelişimsel beceriye henüz yeterince sahip olamamaları sebebiyle, 0-6 yaş grubu çocuk kazaya uğrama oranı en yüksek grubu oluşturmaktadır. Emekleme aşamasından itibaren çocuklar için evler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="ev kazası" src="http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2009/07/17/fft17_mf319195.Jpeg" alt="" width="207" height="310" />Bir konutun içinde ya da ona ait çevrede meydana gelen kazalara                  ev kazası denir. Ev kazalarının büyük çoğunluğunda, özellikle                  çocuklar zarar görmekte ve bu kazalar bazen ölümle                  sonuçlanabilmektedir. Kazalardan kendilerini koruyabilecek                  gelişimsel beceriye henüz yeterince sahip olamamaları sebebiyle,                  0-6 yaş grubu çocuk kazaya uğrama oranı en yüksek grubu                  oluşturmaktadır. Emekleme aşamasından itibaren çocuklar için                  evler bir anda tehlikeli bir ortam olmaktadır. Bir yaşından                  küçük çocuklarda boğulma ve solunum yollarına yabancı cisim                  kaçması, 1-4 yaş arasında düşme, çarpma, suda haşlanma, ateşle                  yanma ve zehirlenmeler daha sık görülmektedir. 2-4 yaşlarında                  temizlik maddeleri ve ortada bırakılan ilaçlar, 5 yaşından sonra                  ise dolapta ve yüksekte saklanan ilaçlar ile zehirlenmeler                  artmaktadır.<br />
Bu konularda ailerin bilinçlenmesi gereklidir. Bu amaçla aşağıda                  öncelikle zehirlenmeler ile bilgi verilecek, daha sonra da ev                  kazalarından korunmak için alabileceğimiz önlemler                  belirtilecektir.</p>
<p><span id="more-142"></span> <strong>ZEHİRLENMELER </strong><br />
Zehirlenmeler emekleme çağı ile 5 yaş arası çocuklarda sık                  görülen ev kazalarıdır. Açıkta bırakılan ilaç veya benzeri                  zehirli bir maddenin çocuğunuz tarafından içilmesi, ciddi                  sonuçlara veya onun ölümüne neden olabilir. Ayrıca ülkemizde                  soba tütmesi, mangalla ısınma, gazlı ocaklar ve şofben                  kullanımına bağlı, dumandan boğulma ve karbonmonoksit                  zehirlenmeleride sık görülmektedir.</p>
<p><strong>Zehirlenmelerin önüne geçmek için gerekli önlemler                  mutlaka alınmalıdır. Bunlar :</strong><br />
1- Tüm ilaçları çocukların erişemiyeceği yerlerde ve kilitli                  dolaplarda saklayınız.<br />
2- Çocuklarınızın yanında, onları heveslendirecek şekilde ilaç                  kullanmayınız<br />
3- İlaçları çocuklara doktorun tavsiye ettiği dozlarda veriniz.<br />
4- Zirai ilaçlar ve böcek öldürücülerin saklanmasına çok dikkat                  ediniz. 5- İlaç, deterjan, çamaşır suyu, sudkostik, böcek ilacı,                  boya maddeleri vb maddeleri kendi orjinal kutularında saklayınız                  ve üzerlerinde çok net görülecek şekilde içeriğini belirtiniz.<br />
6- Ayrıca zehirli maddelerin ambalajlarına zehirli olduğuna dair                  uyarı koyun.<br />
7- Günlük yaşamda çok kullandığınız su, gazoz, kola, ayran, içki                  şişeleri vb içeceklere ait boşalmış ambalajlara, farklı hiçbir                  madde koymayın.<br />
8- Sobalarınızı üstten tutuşturun ve soba yanarken ağzını                  kapayıp veya mangala yanar kömür koyup uyumayın.<br />
9- Rüzgarlı havalarda soba tütmelerine karşı çok dikkatli olun,                  risk söz konusuysa sobayı yakmayın veya söndürün.<br />
10- Soba yanan odada çocuğunuzu uyutup veya uyanık yalnız                  bırakmayın.<br />
11- Şofben kullanıyorsanız, baca bağlantısının iyi olduğuna                  borularında kaçak olmamasına çok dikkat edin. Şofbeni mümkünse                  yaşam alanınızın dışına kurdurun. Şofben banyonuzda ise                  yıkanırken mutlaka banyoyu havalandırın.<br />
12- Ülkemizde sık görülen ve toplu ölümlere yol açabilen mantar                  zehirlenmelerinden korunmak için, kültür mantarlarını tercih                  edin. Çok iyi bilmediğiniz mantar türlerini yemeyin.<br />
13- Haşere ( bit, pire, tahtakurusu, sinek vb ) öldürücü                  ilaçları kullanırken kesinlikle vücudunuza, başınıza sürmeyin.<br />
14- Çocuklarınızın, kurşundan yapılmış maddelerle oynamasını                  engelleyin. Kurşunlu boyalarla boyanmış oyuncaklar almayın.</p>
<p><img src="http://www.hamileportal.com/cocuk/kaza.jpg" border="0" alt="" width="200" height="282" align="right" /><br />
<strong>DİKKAT </strong><br />
1- ZEHİRLENME SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA DERHAL EN YAKIN SAĞLIK                  KURULUŞUNA BAŞVURUN VEYA DOKTORUNUZU ARAYIN<br />
ZEHİRLENMEYE SEBEP OLAN ŞEYİN CİNSİ VE MİKTARININ BİLİNMESİ                  TEDAVİNİN PLANLANMASINDA ESAS OLDUĞUNDAN DOKTORUNUZA YETERLİ                  BİLGİYİ VERECEK DÖKÜMANI YANINIZA ALIN (zehirlenmeye neden olan                  maddelerin adı, ne kadar alınmış olabileceği, yerlere ve çocuğun                  üzerine dökülen miktarının tespiti yapılmaya çalışılmalı sağlık                  kuruluşuna gelinirken ilaç veya maddenin kutusu, şişesi,                  kullanım kılavuzu-prospektüsü birlikte getirilmelidir.)<br />
2- DOĞRU MÜDAHALEYİ BİLMEDEN, KENDİ KENDİNİZE BİRŞEYLER YAPARAK                  BOŞA VAKİT KAYBETMEYİN. AYRICA BİLMEDEN YAPILACAK HERHANGİ BİR                  MÜDAHALE, TEDAVİYİ GECİKTİRDİĞİ GİBİ, ZARAR VERİP, DURUMU DAHA                  DA AĞIRLAŞTIRABİLİR.<br />
3- BAZI ZEHİRLENMELERDE BULGULAR, UZUN SÜRE SONRA ORTAYA                  ÇIKABİLMEKTEDİR. BU NEDENLE ÇOCUKTA HERHANGİ BİR ANORMAL BULGU                  OLMASA DA MUTLAKA KÖTÜLEŞMESİNİ BEKLEMEDEN DOKTORA BAŞVURUN.<br />
Çocuklar kazalara karşı savunmasız olduklarından onları                  kazalardan korumak için önlemler almak ve ev ortamını güvenli                  bir hale getirmek şarttır. Bunun için evin çeşitli bölümlerinde                  yapmanız gerekenler aşağıda özetlenmeye çalışılmıştır.<br />
ÇOCUĞUNUZUN GÜVENLİĞİ İÇİN EVİNİZDE ALACAĞINIZ ÖNLEMLER<br />
<strong>Çocuk Odası</strong><br />
1- Çocuk odasındaki pencerelere koruma takmak,<br />
2- Çocuğun yatağını elektrik lamba ve prizleri, pencere,                  radyatör, ısıtıcı veya vantilatöre uzak bir yere yerleştirmek,<br />
3- Yatağındaki korkulukların sağlam ve çocuğu incitmeyecek                  malzemeden yapılmasına dikkat etmek,<br />
4- Masa şeklinde alt değiştirme yerinde yatırırken mutlaka                  emniyet kemeri takmak,<br />
5- Oyuncak kutusunun ve oyuncaklarının ona zarar vermeyecek                  malzemelerden yapılmış olmasına dikkat etmek,<br />
6- Çocuğun koparıp ağzına atabileceği boncuk vb. maddelerden                  yapılmış süsleri yatağın çevresine asmamak, bu gibi şeylerden                  yapılmış kolye, bilezik, bileklik ve küpeler takmamak,<br />
7- Çocukları yanları açık sedir, masa, sandalye veya salıncakta                  uyutup yalnız bırakmamak<br />
<strong>Mutfak </strong><br />
1- Çatal, bıçak gibi kesici maddeleri çocuğun ulaşamayacağı                  yüksek çekmecelere kaldırmak ve mümkünse kendinden kilitlenen                  çekmeceler kullanmak,<br />
2- Çocuğa zarar verebilecek bütün malzemeleri yüksekte kapalı ve                  hatta kilitli bir dolapta saklamak<br />
3- Çöpleri özel çöp torbalarının içinde ve kapağını açamayacağı                  bir çöp kutusunda saklamak<br />
4- Kırılabilir bütün mutfak malzemelerini erişemeyeceği yüksek                  raflara yerleştirmek<br />
5- Mutfak masasının üzerinde, kenarından tutup çekebileceği                  için, örtü bulundurmamak<br />
6- Yemek pişirirken arka ocakları tercih etmek, tencere ve                  tavaların sapını duvar tarafına çevirmek<br />
7- Fırın çalışırken çocuğu mutfaktan uzak tutmak<br />
8- Ocağın gaz açma ve elektrik düğmelerini çıkarmak veya                  çeviremeyeceği hale getirmek<br />
9- Sıcak yemek, çorba, çay, vb. içeren kapları ulaşabileceği                  yerlerde bırakmamak<br />
10- Çocukların yiyecek ve içecek kaplarının plastik veya                  kırılmaz maddelerden olmasını sağlamak<br />
11- Özellikle yeni yürüyen çocukların eline bardak, şişe gibi                  cam eşyalar, kalem, şiş, çatal,makas gibi kesici delici aletler                  vermemek<br />
12- Yemeği ocakta pişerken unutmayın.<br />
13- Ocak üzerinde pişen, kaynayan tencere ve tavalara                  çocuğunuzun ulaşmasını engellemek için özel bariyer takın.<br />
14- Buzdolabı, fırın gibi ev aletlerini çocuğun açamaması için                  güvenlik kilidi takın.<br />
15- Sandalye ve tabureleri, çocuğun tırmanıp çıkmaması için                  tezgah ve ocaklardan uzak tutun.<br />
<strong>Banyo </strong><br />
1- Banyo kapısı ve diğer kapılardaki kilitlerin anahtarlarını                  ortadan kaldırmak veya çocuğun kendini içerden kilitleyemeyeceği                  hale getirmek<br />
2- Klozet kapağını kaldırıp indirerek oynamaması için klozet                  kilitlerinden takmak<br />
3- Evdeki diğer prizlerde olduğu gibi kapaklı priz kullanmak ve                  bunlara çocuğun sivri şeyler sokamayacağı apareyler takmak<br />
4- Kayma ve düşmeye sebep olmaması için banyo takımlarını                  kendinden yere yapışan modellerden seçmek<br />
5- Saç kurutma makinesi, traş makinesi gibi elektrikli aletleri                  fişe takılı olarak ortalarda bırakmamak<br />
6- Kırılabilecek, dökülebilecek ve özellikle yakıcı ve zehirli                  olabilen malzemeleri ortalarda bırakmamak<br />
7- Çocuğun tanıdığı, bildiği gıda ve içecek kaplarına temizlik                  maddesi gibi farklı maddeler koymamak<br />
8- Banyo musluklarının üzerine çarpıp yaralanmasını engelleyecek                  yumuşak koruyuculardan takmak<br />
9- Çocuğu banyoya sokmadan önce daima suyun ısısını kontrol                  etmek<br />
10- Musluktan akan sıcak suyu yakmayacak dereceye ayarlayın.<br />
11- Banyo küvetinin içinde çocuğun kaymasını engelleyecek                  önlemleri alın.<br />
12- Çocuğu banyoda veya küvette banyo yaparken yalnız bırakmayın<br />
<strong>Salon ve diğer bölümler </strong><br />
1- Sehpa, masa, komodin, vb. sivri köşeli eşyaların köşelerini                  yumuşak maddelerle kaplamak<br />
2- Vazo, kül tablası gibi kırılacak ve düşürdüğünde ayağını                  yaralayacak eşyaları ortadan kaldırmak<br />
3-Odalarda ve koridorlardaki halı ve kilimleri koşarken                  kaymayacak şekilde sabitlemek<br />
4-Çiçek ve yaprakları zehirli olabilecek bitkileri evde                  bulundurmamak<br />
5- Ortalıkta boncuk, çerez, iğne, düğme vb. boğazına kaçabilecek                  malzemeleri bırakmamak<br />
6- Ütüyü sıcakken gelişigüzel yerlere bırakmamak<br />
7- Soba , elektrik ocağı, şömine, vb. yanan odalarda çocukları                  yalnız bırakmamak, bunların önüne ve çevresine özel koruyucular                  koymak.<br />
8- Kibrit, çakmak gibi yakıcı, alkol, kolonya, gazyağı, piknik                  tüp gibi yanıcı malzemeleri ortada bırakmamak<br />
9- Ecza dolabı, malzeme odası, erzak odası, ardiye, vb.                  bölümlerin kapısını devamlı kilitli tutmak<br />
10- Balkon demirlerini çocukların sarkamayacağı yükseklikte ve                  aralarından geçemeyeceği genişlikte yaptırmak<br />
11- Kapı ve pencere camlarının kolay kırılmayacak kadar kalın                  olmasına dikkat etmek<br />
12- Tüm elektrik prizlerini, özel plastik koruyucular ile                  kapatın.<br />
13- Tüm kimyasal madde içeren (temizlik ürünleri vs.)                  malzemeleri çocuğun ulaşamayacağı yerde veya özel güvenlik                  kilidi olan dolaplarda muhafaza edin.<br />
14- Mobilyaları pencerelerden uzağa koyun. Üzerine tırmanıp                  pencereyi açamasın.<br />
15- Çiçekleri çocukların ulaşamayacağı yere koyun. Yeme                  ihtimaline karşı çiçeklerin zehirli olup olmadığını öğrenin.<br />
16- Sigara, kibrit ve çakmak gibi tehlikeli eşyaları ortalık                  yerlerde bırakmayın.<br />
17- Karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı yatak odasında ve                  dışında gerekli önlemleri alın.<br />
18- Evde yangına karşı duman dedektörü bulundurun.<br />
19- Evin kapılarında, kapının çarpmasını önleyen kapı tutucu                  aparatlar tek parçalı olmalı ve çocuklar tarafından çıkarılıp                  yutulma tehlikesi olmamalı.<br />
20- İlk yardım eğitimi alın.<br />
21- Koridorları yeterli aydınlatın.<br />
22- Televizyon, müzik seti gibi elektronik eşyalara ulaşıp                  kendisine zarar vermemesi için gerekli önlemleri alın.<br />
23- Gardırop gibi eşyaların depremde üzerinize devrilmemesi için                  duvara sabitleyin.<br />
24- Balkona güvenlik kapısı takın. Balkonda üzerine çıkıp aşağı                  sarkabileceği bir şey bulundurmayın.<br />
25- Pencerelere çocuk kilidi takın.<br />
26- Gece lambası, çocuğun karyolasından ve perde gibi diğer                  kumaş eşyaların yeterince uzağında durmalı.<br />
28- 5 yaşına kadar uykuda düşme riskine karşılık yatak koruma                  bariyeri kullanın.<br />
İlaçları kilitli olarak özel ilaç kutusunda veya özel kilitli                  dolaplarda muhafaza edin.<br />
<strong>Genel önlemler </strong><br />
1- Merdivenler geniş ama aşırı dik olmayacak şekilde yapılmalı,                  mutlaka korkuluk bulunmalı. 2- Basamaklar kaymaz malzemeyle                  kaplanmalı.<br />
3- Odalar, koridorlar ve merdivenler iyi aydınlatılmalı.<br />
4- Balkon korkulukları yüksek olmalı ve çocukların                  tırmanamayacağı şekilde yapılmalı.<br />
5- Eğer evde ateşli silah varsa kesinlikle çocukların                  ulaşamayacağı yerde ve mutlaka kilit altında tutulmalı. Ayrıca                  silah ve mermiler ayrı ayrı yerlerde bulundurulmalı. Silah dolu                  tutulmamalı.<br />
6- Silahın bakımı çocukların önünde yapılmamalı ve çocukları                  silaha özendirecek şekilde davranılmamalı.<br />
7- Bahçede ve çevrede ağzı açık su kuyusu bulunmamalı.<br />
8- Oyun parklarındaki kaydırak, salıncak vb çocukların güvenliği                  ön planda tutularak düzenlenmeli.<br />
9- Seyahat sırasında çocuklar arka koltukta oturtulmalı. Küçük                  çocuklar ve bebekler yaşına uygun araba koltuğu ile, büyük                  çocuklar emniyet kemeri ile sabitlenmeli.<br />
<strong>Çocukları düşme ve çarpmalardan korumak için :</strong><br />
1- Beş aylıktan itibaren bebekler dönebildikleri için çocukları                  yüksek ve yanları açık, masa,sedir veya salıncakta uyutup yalnız                  bırakmayın.<br />
2- Emekleyen ve yeni yürümeye başlayan çocukları, balkon, duvar                  üstü, merdiven başı veya dam üzerinde tek başına bırakmayın.<br />
3- Yatağının yanlarına, uygun yükseklikte, düşmesini önleyecek                  parmaklık yaptırın.<br />
4- Balkon demirlerini, çocukların sarkamayacağı yükseklikte,                  aralarından geçemeyeceği genişlikte ve tırmanamayacakları                  şekilde yaptırın.<br />
5- Çocuklar takılıp düşebileceğinden, halı uçlarının kıvrık                  olmamasına, zeminde ayağa takılacak şeylerin bulunmamasına                  dikkat edin.<br />
6- Mutfak, tuvalet ve banyo gibi kaygan zeminleri ıslak                  tutmayın.<br />
7- Merdiven başları, kapı girişleri ve yaşam alanlarını iyi                  ışıklandırın.<br />
8- Çocuğunuza ayağına uygun büyüklükte ayakkabı giydirin.<br />
9- Özellikle güneydoğu bölgelerimizde yaz aylarında damdan                  düşmeler çok görülmektedir. Gece damda uyuyorsanız damın                  kenarlarına uygun yükseklikte korkuluk yaptırınız.<br />
<strong>Çocuklarımızı yanıktan korumak için :</strong><br />
1- Çocuğun yiyecek ve içecekleri sıcak olarak önüne konmamalı.<br />
2- Büyükler, sıcak çorba, çay ve kahve gibi sıvılar içerken,                  elde veya ağızda yanan sigara varken, çocukları kucağa almamalı.<br />
3- Soba veya ocak üzerindeki sıcak su dolu kaplar, kızartma                  tavası ve tencerelerin sapları çocukların tutamayacağı şekilde                  içeriye dönük tutulmalı.<br />
4- Çocuklu evlerde masa örtüsü ( örtüyü çekerek üzerindekileri                  düşürme riski nedeniyle) kullanılmamalı.<br />
5- Evde piknik tüpü kullanımından mümkün olduğunca kaçınılmalı.<br />
6- Soba, elektrikli ısıtıcı, şömine, mangal vb yanan odada                  çocuklar yalnız bırakılmamalı. Bu tür aletlerde çocukların                  ateşle temasını önleyecek özel koruyucular kullanılmalı.<br />
7- Elektrikli su ısıtıcıları, çay-kahve makinesi vb tezgah üstü                  aletlerin kablolarının sarkmamasına dikkat edilmeli.<br />
8- Kibrit, çakmak, kolonya, alkol, gazyağı, benzin vb yanıcı ve                  yakıcı maddeler, çocukların erişemeyeceği kapalı yerlerde                  tutulmalı.<br />
9- Ütüler sıcakken gelişigüzel yerlere konulmamalı.<br />
10- Çocuğu banyosu için hazırlanan suyun sıcaklığı mutlaka                  kontrol edilmeli.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/cocuklari-ev-kazalarindan-koruyacak-oneriler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte Folik Asitin Önemi</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/139.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/139.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 19:49:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Annelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[Folik Asit, yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunan, bebekte sinir sistemi hastalıkları riskini azaltan, hücre büyümesi ve organ gelişiminde rol oynayan bir B vitaminidir (B9). İnce bağırsakta emilir, karaciğerde metabolize olur. Vücudun tüm biyolojik olaylarında yer alan DNA ve kan hücrelerinden alyuvar oluşumu, aminoasit metabolizması, hücre büyüme ve yenilenmesi için dışarıdan vücuda alınması gereken önemli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Folik Asit, yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunan, bebekte sinir  sistemi hastalıkları riskini azaltan, hücre büyümesi ve organ  gelişiminde rol oynayan bir B vitaminidir (B9). İnce bağırsakta emilir,  karaciğerde metabolize olur. Vücudun tüm biyolojik olaylarında yer alan  DNA ve kan hücrelerinden alyuvar oluşumu, aminoasit metabolizması, hücre  büyüme ve yenilenmesi için dışarıdan vücuda alınması gereken önemli bir  vitamindir. B9 vitamini (Folik Asit) depolamaz. Genellikle vücut  rezervleri bir kaç ay için yeterlidir ve dolayısıyla vücut için daimi  folik asit kaynağı yoksa eksiklik yaşamak çok kolaydır. Doğum kontrol  ilaçlarının kullanımı sırasında ve sara (epilepsi) tedavisinde  kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak da Folik Asit eksikliği  gelişebilir.<span id="more-139"></span></p>
<p>Folik Asit suda eriyen bir vitamin olup, eksikliğinde&#8221;pernisyöz anemi&#8221;denilen bir kansızlık türüne yol açtığı bilinmektedir.</p>
<p>Başlıca Folik Asit yönünden zengin besin maddeleri ise şunlardır:<br />
Fasulye, fındık,ceviz, yumurta sarısı, tahıllar, mercimek, kuşkonmaz,  ıspanak,  yer fıstığı, portakal, tahıl ekmeği, marul, brokoli gibi yeşil  yapraklı sebze ve tahıllar.</p>
<p>Ancak, ışık, ısı ve gıda işleme folik asiti kolayca yok edebilir,  dolayısıyla, azami yararı sağlayabilmek için sebze ve meyveleri taze  olarak veya mümkün olduğu kadar az pişirilmiş şekilde tüketmek en  iyisidir.</p>
<p><strong>Fetal Sinir Sistemi gelişiminde Folik Asitin önemi</strong><br />
Konsepsiyondan sonraki 22-28. günlerde embriyoda nöral tüp oluşur ve  kapanır. Nöral tüpten daha sonra omurilik, beyin ve kafatası gelişir.  Nöral tüpün kapanmaması sonucu nöral tüp defektleri (NTD) oluşur.Fetal  gelişimin ilk günleri, pek çok hasta henüz gebe olduğunu bile fark  etmeden önceki dönem olduğu için, folik asit tedavisine gebeliğin  birinci ayından sonra başlamak NTD&#8217;ni önlemek açısından fayda  sağlayamamaktadır. Bu nedenle Amerikan Halk Sağlığı Servisi gebe kalma  ihtimali olan her kadının günde 400 μg (mikrogram) folik asit almasını  önermiştir. Yapılan araştırmalar sonucu gebe kalmadan önce ve gebeliğin  ilk aylarında günde 400 mikrogram (0.4 miligram) alınan folik asitle,  bebeklerde ciddi beyin ve omurilik hastalıklarının yüzde 70 oranla  azaldığı gözlenmiştir.</p>
<p>Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında  önemli rol oynayan folik asit, gebeliğin 2-12. haftaları arasında  yeterli miktarda alınamazsa özellikle beyin ve omurilik ile ilgili  anormalliklerle birlikte doğumsal gelişim bozuklukları gösterebilir.  Omurganın kapanmayarak açık kalması (spina bifida), beyinin gelişmemesi  (anensefali), beyinin kafatası kemiğinden dışarı çıkması gibi  (meningomyelosel) en sık rastlanan sinir sistemi hastalıklarını  oluşturmaktadır.</p>
<p>Son yıllarda gebe kalmadan önce folik asit kullanmaya başlayanlarda  nöral tüp defekti oluşumunun daha az olduğu, önceden nöral tüp defektli  doğum yapıp folik asit kullananlarda da nüks olasılığının azaldığı  bilimsel olarak kanıtlanmıştır.</p>
<p><strong>Epilepsi (sara) hastası gebelerde Folik Asit kullanımı ve dikkat edilecek hususlar </strong><br />
Epilesi  hastası gebeler Günde 1 mg Folik Asit mutlaka almalıdırlar.<br />
Epilepsili gebelerde Folik Asit yüksek dozlarda kullanıldığı takdirde,  karaciğerde mikrozomal enzimleri indüklemek suretiyle antiepileptik  (karbamazepin, valproik asit, fenitoin ve fenobarbital gibi) ilaçların  etkinliğini azaltmaktadır. Diğer taraftan ise antiepileptik ilaç alan  kadınlar Folik Asit eksikliği gelişimi açısından risk grubundadırlar. Bu  nedenle epilepsili hastalarda Folik Asit dozu iyi ayarlanmalı ve sıkı  takip edilmelidir. Antikonvülzanlar aynı zamanda 1-25  dihidroksi-kolekalsiferol oluşumunu azalttıklarından, bu ilaçları alan  kadınların günde 1 mg Folik Asit desteğinin yanı sıra D vitamini  almaları önerilmektedir . Ayrıca antiepileptik ilaç kullanan gebelerde  doğum öncesi kanama riskinin yüksek olduğu hallerde yeni doğanın  hemorajik hastalığı açısından dikkatli olunmalıdır.</p>
<p><strong>Folik Asit kullanımı ile ilgili öneriler;</strong></p>
<p>1. Folik Asit kullanımına gebe kalmadan 6-8 hafta önce başlamalı ve gebeliğin ilk 12 haftası boyunca sürdürülmelidir.</p>
<p>2. Gebelik planlayanlar folik asitten zengin besinleri tüketmeli ve bunları fazla pişirmekten kaçınmalıdır.</p>
<p>3. Günlük 400 mikrogram (0.4 mg)Folik Asit alımı yeterlidir.</p>
<p>4. Daha önce nöral tüp defektli gebelik öyküsü olanlarda doz 4000  mikrogram / gün (4 mg /gün) olarak planlanan gebeliğin en az 3 ay  öncesinden verilmeli ve gebeliğin ilk 12 haftası boyunca aynı dozda  sürdürülmelidir. Bu gebelerde tek başına folik asit içeren ilaçlar  tercih edilmelidir.</p>
<p>5. Antikonvülzan alan kadınların günlük folik asit alımı 1mg&#8217;a yükseltilmeli ve antikonvülzan düzeyleri dikkatle izlenmelidir.</p>
<p>6. Gebe kalmadan önce Folik Asit kullanmayanlar da, gebelikleri  farkedildiği anda folik asit başlayıp, 12. haftaya kadar sürdürmeli ve  lohusalık döneminde de devam edilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/139.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SONBAHARDA HASTALIKLARDAN KORUNMANIN YOLLARI</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/sonbaharda-hastaliklardan-korunmanin-yollari.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/sonbaharda-hastaliklardan-korunmanin-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 19:39:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni (Zatürree) dir. Sonbaharda neden daha fazla hasta oluruz? Sonbahar hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde iklimsel, sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk  algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ),  farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin  iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve  pnomoni (Zatürree) dir.</strong></p>
<p><strong>Sonbaharda neden daha fazla hasta oluruz?</strong><br />
Sonbahar hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde iklimsel,  sosyal ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan veya sıklığı  artan hastalıklar gelmektedir.  Bunların çoğunluğu enfeksiyon  hastalıkları, yani mikrobik hastalıklardır. Sonbaharda havanın soğuması,  hava kirliliğinin artması, toplu ve sıkışık ortamlarda yaşam, okulların  açılması ile özellikle çocukların rezervuar olduğu soğuk algınlığının  sürekli bulaşması bu hastalıkların oranını artırmaktadır. Vücudumuzun  direncini kıran bir çok değişiklik de bu artışa katkıda bulunur. Güneş  ışınlarından daha az yararlanırız, fiziksel stres sıcak havalara göre  daha fazladır, cilt soğuğa bağlı olarak kurur ve bütünlüğü kolayca  bozularak enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlara eğilimi artar, burun ve  ağız içini döşeyen mukoza dediğimiz dokuların soğukla kuruması ve  koruyucu mekanizmaların iyi çalışamaması mikropların vücuda kolayca  girişine neden olur, beslenmede daha ağır ve sağlıksız besinlere  yönelinir, hareketsizlik artar ve metabolizma kötü yönde etkilenir.</p>
<p>Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı,  nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit  (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı  ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni  (Zatürree) dir.<span id="more-137"></span></p>
<p><strong>Hastalık belirtileri nelerdir?</strong><br />
Soğuk algınlığı, nezle ve grip virus denilen çok küçük mikroplarla  oluşan hastalıklardır. Belirti olarak halsizlik , ateş boğazda yanma,  burun tıkanıklığı veya akması, kas ağrıları olur. Bakteri denilen,  antibiyotiğin etkilediği mikroplarla olan tonsillit, farenjit larenjit  gibi enfeksiyonlarda ise şiddetli ateş ve boğaz ağrısı, ses kısıklığı,  gıcık tarzında öksürük ve kırgınlık oluşur. Orta kulak iltihabında ise  en belirgin özellik şiddetli kulak ağrısıdır. Akut Sinüzitte başağrısı  burun tıkanıklığı başın ön kısmı ve elmacık kemikleri üzerinde dolgunluk  hissi tipiktir. Akut bronşit ve zatürreede öksürük, kirli renkte  balgam, nefes darlığı, göğüs ağrıları tabloya eklenir.</p>
<p><strong>Tedavi nasıl yapılır? </strong><br />
Virüslerle oluşan enfeksiyonlar antibiyotiğe ihtiyaç göstermeden  iyileşirler. İstirahat, bol sıvı alımı, vitaminler, ağrı kesiciler ve  halk arasında antigripal adı ile bilinen dekonjestan- antihistaminik  ilaçlarla iyileşir. Yalnızca gripte (influenza) özel virus ilaçları  kullanılır.</p>
<p>Basit enfeksiyonlarda belirtiler 2-3 günde hafifler ve geriler. Daha  çok bakterilerle olan tonsillit, farenjit, sinüzit ve orta kulak  iltihabı gibi enfeksiyonlarda ise antibiyotik gerekebilir. Bu nedenle  doktora başvurmak lazımdır. Temel prensip olarak 2-3 günde gerilemeyen  belirtiler sözkonusu ise bir sağlık kuruluşuna başvurulması önerilir.  Özellikle grip (İnfluenza) ve bakteriyel enfeksiyonlarlar tedavi  edilmezse enfeksiyonların ilerlemesi sonucu ölüme kadar giden  komplikasyonlara yol açabilirler.</p>
<p><strong>En sık çocuklar hastalanıyor</strong><br />
Bu enfeksiyonlar en sık çocuklarda görülür. Yaşlılar ve şeker hastalığı ,  astım gibi kronik hastalığı olanlar diğer risk grubunu oluştururlar.  Erişkinlerde ise vücudu dirençsiz kılan aşırı yorgunluk, stress,  beslenme düzensizliği, soğuğa maruz kalma gibi durumlarda hastalık  görülme sıklığı artar.</p>
<p><strong>Toplumsal işler yapanlar dikkat</strong><br />
Meslek grubu olarak sağlık çalışanları, polis, itfaiye görevlileri,  öğretmen ve asker gibi toplumsal işler yapan ve dış etkenlere daha çok  maruz kalan gruplar risk altındadır. Okullar, kalabalık işyerleri ve  ofisler, fabrikalar, bakımevleri gibi yerler, hastalığın kolayca  yayıldığı ortamlardır.</p>
<p><strong>Gripten aşı ile korunabilirsiniz</strong><br />
Grip bu hastalıklar içerisinde aşı ile korunulabilen en önemli  hastalıktır. Hastalığın toplumda yayılmasını önlemek ve risk grubu  olarak adlandırılan insanları korumak için her yıl grip aşısı yapılması  önerilmektedir.</p>
<p><strong>Grip aşısınının önerildiği gruplar :</strong><br />
•	6 ay- 18 yaş arası çocuklar ve gençler<br />
•	Kronik akciğer hastalığı olanlar ( Kronik Bronşit, Astım vb.)<br />
•	Bütün kalp damar hastaları (Yalnızca Hipertansiyonu olan hastalarda mutlak zorunlu değildir)<br />
•	Kronik böbrek, karaciğer hastalığı ve şeker gibi metabolik hastalığı olanlar<br />
•	Vücudu savunma sistemini zayıflatan kortizon veya immunsupresif denilen ilaçları kullananlar<br />
•	AIDS, kanser gibi vücudu direncini düşüren hastalığı olanlar<br />
•	Solunum sistemi çalışmasını bozan akciğer5 dışı hastalığı olanlar  (Omurilik felçlileri, kas ve sinir sistemi hastalığı olanlar)<br />
•	Huzurevi ve bakımevinde kalanlar<br />
•	Hamileliğinde 3 ayı tamamlayan tüm hamileler<br />
•	Grip sezonu (sonbahar ve kış) hamile kalma olasılığı olanlar<br />
•	50 yaş üstü erişkinler<br />
•	Sağlık personeli ve itfaiye polis gibi önemli, yaygın kamu hizmeti yapanlar</p>
<p>Liste her geçen gün genişlemekte ve toplumda korunma amacıyla nüfusun  kalabalık olduğu yarlarde neredeyse toplumun tümünü aşılamaya doğru bir  gidiş olduğu gözlenmektedir.</p>
<p><strong>Grip aşısı bazı gruplara yapılmamaktadır. Bu gruplar şu şekilde sıralanabilir :</strong><br />
•	Yumurtaya ciddi allerjisi olanlar<br />
•	Daha önce grip aşısına allerjik reaksiyon gösterenler<br />
•	Grip aşısından 6 aysonraya kadar olan dönemde Guillan Barre denilen kas hastalığı geçirmiş olanlar.<br />
•	6 aydan küçük çocuklar.<br />
•	Ateşli hastalık geçirenler ( Ateşli hastalık tamamen düzelene kadar aşı yapılmaz )</p>
<p><strong>Hastalıklardan korunmak için ne yapmalıyız?</strong><br />
Sonbaharda artan bu tip hastalıklardan korunmak için vücut direncini  arttırmak gerekir. İyi beslenme, vitamin destekleri, düzenli uyku, spor  ve mevsim şartlarına uygun giyinmek basit, bilinen ama etkili yollardır.  Enfeksiyonu olan kişilerin solunum yolu temasının engellenmesi ( maske  kullanmak, evde istirahat ederek kalabalık ortamlardan uzaklaşılması ,  hapşırma sırasında ağız ve burunun kağıt mendille kapatılması vb.) ve  ellerini sık yıkayarak mikropları çevresindekilere kirli ellerle  bulaştırmaması en önemli korunma yoludur. Bu sayede özellikle kalabalık  bölgelerde hastalığın yaygın hale gelmesi engellenebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/sonbaharda-hastaliklardan-korunmanin-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİGREN</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/migren.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/migren.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 19:23:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Migren baş ağrıları, kan damarlarının genişlemesi ve bu kan damarlarının çevresini saran sinir liflerinden çeşitli kimyasal maddelerin salınması nedeni ile oluşmaktadır. Baş ağrısı sırasında, kafatasının dışında, şakak bölgesinde hemen deri altında yer alan bir arter genişler (temporal arter). Bu arterin genişlemesi enflamasyona, ağrıya ve arterin daha fazla genişlemesine yol açan kimyasalların salınmasına neden olur. Migren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Migren baş ağrıları, kan damarlarının genişlemesi ve bu  kan damarlarının çevresini saran sinir liflerinden çeşitli kimyasal  maddelerin salınması nedeni ile oluşmaktadır. Baş ağrısı sırasında,  kafatasının dışında, şakak bölgesinde hemen deri altında yer alan bir  arter genişler (temporal arter). Bu arterin genişlemesi enflamasyona,  ağrıya ve arterin daha fazla genişlemesine yol açan kimyasalların  salınmasına neden olur.</p>
<p><strong>Migren tetikleyicileri </strong></p>
<p>Vakaların %40’ında migrenin tetiklendiği bilimsel olarak  gösterilmiştir. Bu nedenle “tetikleyiciye yönelik” özel bir tedavi  atakların sayısını önemli ölçüde azaltabilmektedir.</p>
<p>Belirli yiyecekler, durumlar ya da çevresel faktörler  migren atağını tetikleyebilmektedir. Ancak; bu tetikleyiciler büyük  oranda kişiye özgüdür. En sık görülen tetikleyicilerin bile sizde atak  oluşturmaması olasıdır.<span id="more-134"></span></p>
<p><strong>Sık olarak ortaya çıkan migren tetikleyicileri </strong></p>
<p>Bazı besin katkı-maddeleri</p>
<ul>
<li>Glutamatlar ya da tat verici maddeler: Çin  yemeklerinde, kurutulmuş ette, birçok dondurulmuş gıdada, kutulanmış  veya hazır çorbalarda, mangal soslarında, salata soslarında ve besin  tozlarında vardır.</li>
<li>Aspartam gibi tatlandırıcılar: gazlı içeceklerde, meyve sularında, multi-vitaminlerde, sakızda vardır</li>
<li>Tiramin (protein bozulma ürünü): eski peynirde,  bazı şaraplarda, tuzlanmış ringa balığında, kurutulmuş füme balıkta,  ekşi kremada, yoğurt ve maya ekstrelerinde vardır</li>
<li>Sodyum nitratlar: sosisli sandviçte vardır</li>
</ul>
<p>Bazı besin ürünleri ve malzemeleri</p>
<ul>
<li>Çikolata, narenciye, soğan, fasulye, fındık ve yüksek yağlı besinler</li>
<li>Alkollü içecekler</li>
<li>Kafein ve kafein yokluğu</li>
</ul>
<p>Çevresel faktörler</p>
<ul>
<li>Işık: parlak ışık, yanıp sönen ışık</li>
<li>Güçlü kokular: parfümler, boya, temizlik ürünleri, egzoz dumanı, sigara dumanı</li>
<li>Hava durumu veya seyahat: hava durumu değişiklikleri, aşırı nem, deniz seviyesinden çok yükseklerde olmak</li>
</ul>
<p>Yaşam biçimi</p>
<ul>
<li>Uykusuzluk ya da çok uyumak</li>
<li>Düzenli beslenmemek</li>
<li>Kafa yaralanması</li>
<li>Sigara içmek</li>
<li>Fiziksel güç harcamak</li>
<li>Ritim değişikliği</li>
<li>Stresin artması, stres boşalması ya da sevinç ve kızgınlık gibi güçlü duygular</li>
</ul>
<p>Diğer nedenler</p>
<ul>
<li>Kadınlarda hormonal değişiklikler: menopoz, oral kontrasepsiyon, hormon replasman tedavisi, gebelik</li>
<li>Bazı ilaçlar</li>
<li>Başka bir neden ile oluşan baş ya da boyun ağrısı</li>
</ul>
<p><strong>İlaç Tedavisi</strong></p>
<p>Migren baş ağrıları potansiyel olarak ciddi bir hastalıktır. Ne mutlu  ki birçok durumda hastalık kolaylıkla tedavi edilebilmekte veya ağrılar  giderilebilmektedir. İki türlü ilaç tedavisi mümkündür: Akut ya da  Önleyici tedavi. Pek çok hasta, migreni için akut bir tedavi uygular.  Ağrıları ortaya çıktığı zaman çaresine bakar. Bu yaklaşım kısa dönemde  kesinlikle yararlı olur.</p>
<p>Önleyici tedavi atakların sıklığını, şiddetini ve atak sürelerini  önemli ölçüde azaltabilmektedir. Böylelikle tekrar normale yakın bir  yaşantı sürmenizi sağlar.</p>
<p>Eğer haftada bir defadan fazla migren atağınız varsa ya da bir migren  atağına bağlı olarak bir günden daha uzun bir süre normal şekilde  işlevlerinizi yerine getiremiyorsanız, önleyici bir migren tedavisinden  yarar sağlayabilirsiniz.</p>
<ul>Akut Migren Tedavisi</ul>
<p>Akut ilaçlar migren atağı sırasında ağrıyı durdurmaya ya da azaltmaya  çalışır. Ancak bunlar çoğu kez yeterince güçlü değildirler. Akut  ilaçların sık olarak alınması daha fazla migren atağı olmasına neden  olabildiği için, bu ilaçlar uzun dönemde zararlı olabilmektedir. Eğer  bir akut migren ağrı-kesicisi alıyorsanız, bu ilaçları almayı haftada  maksimum 2 gün ile sınırlamalısınız.</p>
<ul>Önleyici Migren Tedavisi</ul>
<p>Artık araştırmacılar tarafından migrenin oluşma mekanizması daha iyi  anlaşıldığı için, şimdi önleme suretiyle de migren ile başa  çıkılabilmektedir. Bu, ağrı başlamadan önce yapılır. Ne zaman önleyici  bir migren tedavisi uygulayabilirsiniz?</p>
<p>Tüm migren hastaları profilaktik yani önleyici ilaçlara gereksinim  duymazlar; hafif ya da seyrek baş ağrıları olan ve basit ağrı kesici  ilaçlara kolaylıkla yanıt veren kişilerde de profilaktik ilaçlar  gerekmez. Profilaktik ilaçların uygulanması gereken kişiler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Migren baş ağrıları için basit ağrı kesici ilaçlara haftada iki defadan daha fazla gereksinimi olanlar.</li>
<li>Ayda iki ya da daha fazla basit ağrı kesici ilaçlara kolayca yanıt vermeyen migren baş ağrıları olanlar.</li>
<li>Yaşam kalitesini ve iş yaşantılarını ileri derecede etkileyen migren baş ağrıları olanlar.</li>
<li>Kalp krizi, felç ya da hamilelik nedeni ile basit  ağrı kesici ilaçları kullanamayanlar veya yan etkileri nedeni ile bu  ilaçları tolere edemeyenler.</li>
</ul>
<p>Her bir tedavi düzenli olarak tekrar gözden geçirilmeli ve  değerlendirilmelidir. Ataklarınızı kaydettiğiniz bir migren günlüğü  tutmanız çok yararlı olur. Önleyici bir tedavi yolu ile atakların  sıklığı-hastaya bağlı olarak- yarı yarıya azaltılabilmektedir.  Semptomların şiddeti de önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Sonuçta yaşam  kalitesinde bir artış sağlanmaktadır. Bu konuyu doktorunuzla konuşunuz.</p>
<p><strong>Önleyici ilaçlar şiddetli migrenin tedavisinde çok önemli bir yere sahiptir.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/migren.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FARENJİT</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/farenjit.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/farenjit.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 18:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar ve Tedavileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[FARENJİT NEDİR? KAÇ TİP FARENJİT VARDIR? Ağız ve burun boşluğunun arka tarafında farinks denilen boğaz kısmı bulunur. Ağzımızı açtığımızda karşıda görülen farinks kısmı iltihaplanırsa farenjit oluşur. Genellikle kışın, mikrop ve virüslerin boğaza yerleşmesi sonucu ortaya çıkan bulaşıcı bir boğaz enfeksiyonudur. Bronşit oluşumuna neden olabilir. Kimilerinde uzun süreden beri vardır ve çok fazla rahatsız edici şikayetler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>FARENJİT NEDİR? KAÇ TİP FARENJİT VARDIR?</strong></p>
<p>Ağız ve burun boşluğunun arka tarafında <em>farinks</em> denilen  boğaz kısmı bulunur. Ağzımızı açtığımızda karşıda görülen farinks kısmı  iltihaplanırsa farenjit oluşur. Genellikle kışın, mikrop ve virüslerin  boğaza yerleşmesi sonucu ortaya çıkan bulaşıcı bir boğaz enfeksiyonudur.  Bronşit oluşumuna neden olabilir. Kimilerinde uzun süreden beri vardır  ve çok fazla rahatsız edici şikayetler gözlenmez. Bu durumda hastalık  kronikleşmiştir. <em>Müzmin farenjit</em> denilen durum ortaya çıkar. Hastalığın çok şiddetli olduğu ve yeni yeni görüldüğü durum ise <em>akut farenjit</em> adını alır.<span id="more-130"></span></p>
<p><strong>NİÇİN FARENJİT OLURUZ?</strong></p>
<p>Boğazın arka kısmı mikroplara, toza, ısıya karşı hassastır. Hem akut  hem de müzmin farenjitin nedenleri genelde mikroplar veya virüsler olsa  da oluşmalarında arada küçük farklar bulunur. Kronik farenjitte sigara  ve alkol kullanımı, alerji, virüs ve bakteriler, geniz akıntısı, kuru  hava gibi nedenler etkilidir. Bunların çoğu boğazı tahriş eden  nedenlerdir. Bunlardan başka boğazı tahriş eden durumlar da vardır.  Aşırı sıcak ya da soğuk yiyecekler, bademcik iltihabı, asitli içecekler  de farenjite sebep olabilir.  Bir de burun tıkandığında farenjitin  olması iyice kolaylaşır.</p>
<p>Akut farenjitte ise sebep genelde virüs ya da bakteridir. Yine tahriş  edici nedenler de farenjitin oluşmasında rol oynar. Mevsimler, farenjit  oluşumunda etkendir. Kapalı ortamlarda görülme sıklığı fazladır. Havada  bulunan maddeler, bazı soğuk algınlıkları farenjite yol açabilir.</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ NELERDİR? </strong></p>
<ul>
<li>Boğazda ağrı, yanma, kuruluk hissi, kaşınma,</li>
<li>Yutkunurken zorlanma ve bunun uyurken rahatsız etmesi,</li>
<li>Öksürük,</li>
<li>Ateş, ses kısılması,</li>
<li>Halsizlik, yorgunluk,</li>
<li>Burnun akması,</li>
<li>Baş ağrısı.</li>
</ul>
<p>Yalnız kronik farenjitte genelde ateş olmaz. Hastanın halsizlik gibi  bir sorunu yoktur. Hastaya boğazında bir şey varmış gibi gelir. Boğazı  temizleyince geçeceği hissi vardır. Fakat boğazı temizlemek daha çok  tahriş eder.</p>
<p>Doktor muayenesinde boğazda kızarıklık ve şişlik, burunda şişlik,  geniz akıntısı, burun akması gibi bulgular vardır. Doktorun muayenesi ve  hastanın söyledikleri sonucu farenjit teşhisi konur. Herhangi bir  tetkike gerek yoktur. Bazen gerekirse farenjite neden olan rahatsızlığı  bulmak için doktor tetkik isteyebilir. Sinüzitten şüpheleniliyorsa film  çekimi gerekir.</p>
<p><strong>KİMLER RİSK ALTINDA?</strong></p>
<p>Bu durumda kişisel özellikler ön plana çıkıyor. Örneğin ağızdan nefes  alma bu hastalığa yakalanma riskini arttırır. Alerji, burun kemiğinde  eğrilik, doğuştan gelen bir takım özellikler hastalığa yakalanmayı  kolaylaştırır.  Bunların dışında stresli bir yaşam sürmek, düzensiz  yaşamak, sigara kullanmak, uyku bozukluğu hastalığa yakalanma ihtimalini  arttırır.</p>
<p><strong>FARENJİT TEDAVİSİ</strong></p>
<p>Antibiyotik kullanımı hastalığın tedavisinde önemlidir. Bu, virüsler  üzerine etkili olmasa da bakterileri ortadan kaldırmak için gereklidir.  Böylece hastalığın iyileşmesi hızlanır. Antibiyotik kullanımından başka  ateş düşürücü, ağrı kesici, alerjisi olanlar için alerjiyi önleyici ve  öksürük kesiciler kullanılabilir. Geniz akıntısı için ilaç verilebilir.</p>
<p>Kronik farenjit için tedavi uzun sürer. Hem doktorun hem de hastanın  yapması gerekenler vardır. Tedavide niçin kronik farenjit olduğu  araştırılır. Hastalık genelde tamamıyla ortadan kaldırılamaz. Pastil  kullanımı ise faydasızdır.</p>
<p><strong>FARENJİTTEN KORUNMA YOLLARI</strong></p>
<p>Farenjitten korunmak için sigarayı bırakmak gerekir. Boğazı tahriş  eden aşırı sıcak ve soğuk yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Boğazı  temizlemek de tahriş edici olduğu için yapmamak gerekir. Tozlu ve kirli  ortamlardan, kapalı yerlerden uzak durmak gerekir. Elleri sık yıkamak  ise enfeksiyonu önlemeye yardımcıdır. Eğer alerjiniz varsa buna neden  olan şeylerden korunmalısınız. Mide asidinin boğaza kaçtığı reflü gibi  bir sorununuz varsa çay, kahve, alkol, kola gibi içecekleri azaltmak ve  fazla yemekten kaçınmak gerekir.</p>
<p>Düzgün bir yaşam, düzenli yapılan spor ve vitaminsiz kalmamak farenjitten korunmayı sağlayan durumlardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/farenjit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vajinal Hastalık Mantar</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/vajinal-hastalik-mantar.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/vajinal-hastalik-mantar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 17:52:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Vajinal hastalıklar arasında en sık görülen mantar enfeksiyonları, ergenlik dönemiyle birlikte kadınları tehdit altına alan hastalıkların başında geliyor. Vajinal mantarların sebeplerinden biri de antibiyotik kullanımı. Ani hava değişikliklerinin yaşandığı şu günlerde grip ve soğuk algınlığı vakalarında bir artış meydana geleceği malum� İşte bu dönemde kullanılan ilaçlar vajinanın florasını bozarak vajinal mantarlara sebep olabiliyor. Üreme çağına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vajinal hastalıklar arasında en sık görülen mantar  enfeksiyonları, ergenlik dönemiyle birlikte kadınları tehdit altına  alan hastalıkların başında geliyor.</p>
<p>Vajinal mantarların sebeplerinden biri de antibiyotik kullanımı. Ani  hava değişikliklerinin yaşandığı şu günlerde grip ve soğuk algınlığı  vakalarında bir artış meydana geleceği malum� İşte bu dönemde kullanılan  ilaçlar vajinanın florasını bozarak vajinal mantarlara sebep  olabiliyor.</p>
<p>Üreme çağına gelmiş kadınlarda sıklıkla görülen vajinal  enfeksiyonlar çeşitli bulgularla kendini gösterir. Vulva olarak  adlandırılan genital bölgenin dış kısmında yoğun bir kaşıntı ve içerden  gelen bir akıntı durumu söz konusudur. Akıntı beyaza yakın süt kesiği  olmakla birlikte genellikle kokusuzdur. Mantar henüz başlangıç  aşamasındaysa kaşıntı ve akıntı dışında belirti göstermezken, ileri  safhalarında yanma ve ağrılara sebep olur. Özellikle yaz sıcaklarında  çok daha hızlı ilerleme gösteren mantar enfeksiyonları kaşınma  dolayısıyla şişlik hatta kanamaları beraberinde getirir.</p>
<p>Özellikle içinde bulunduğumuz şu günler ani ısı değişikliğiyle  birlikte soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlarda da artış olması  olasıdır. Halkımızda ezbere ilaç kullanma alışkanlığı maalesef  bulunmakta. Çabuk atlatılabilecek basit rahatsızlıklarda bile  antibiyotiklere başvurulabiliyor. Antibiyotikler vajinanın normal  florasını (mikrop yapısını) bozabilmektedir, bu yüzden hekime danışmadan  antibiyotik kullanmak doğru değil. Vajinal mantarlar bulaşmak yerine  çoğu zaman kendiliğinden oluşur.</p>
<p>Mantar oluşumuna sebep olacak etkenler:</p>
<p>- Renkli tuvalet kağıdı, parfümlü günlük pedler, hijyenik olmayan yüzme havuzları<br />
- Sentetik iç çamaşırları, özellikle yaz mevsiminde<br />
- Yanlış taharetlenme (arkadan öne)<br />
- Vücudun savunma direncini düşüren hastalıklar, aşırı yorgunluk</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/vajinal-hastalik-mantar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Regl Öncesi Gerginlik Sendromu</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/regl-oncesi-gerginlik-sendromu.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/regl-oncesi-gerginlik-sendromu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 17:47:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[Başınız öyle ağrıyor ki tarifi mümkün değil. Yürüdükçe mideniz bulanıyor ve tüm eşyalar çevrenizde dönerken kendinizi yere sabitlemeye çalışıyorsunuz. Sanki beyniniz başınızın içinde sallanıyor. Göğüsleriniz büyümüş ve dokunduğunuz zaman ağrıyor. Üstüne üstlük tüm bunlar reglinizden bir hafta önce başlayıp regl döneminize kadar doruk noktasına çıkıyor. Kadının doğası karmaşıktır. Kadının doğasını anlayabilmek için gerek kadınların gerekse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başınız öyle ağrıyor ki tarifi mümkün değil.  Yürüdükçe mideniz bulanıyor ve tüm eşyalar çevrenizde dönerken kendinizi  yere sabitlemeye çalışıyorsunuz. Sanki beyniniz başınızın içinde  sallanıyor. Göğüsleriniz büyümüş ve dokunduğunuz zaman ağrıyor. Üstüne  üstlük tüm bunlar reglinizden bir hafta önce başlayıp regl döneminize  kadar doruk noktasına çıkıyor.</p>
<p>Kadının doğası karmaşıktır. Kadının doğasını anlayabilmek için gerek  kadınların gerekse erkeklerin �Regl öncesi gerginlik sendromu�nun ne  olduğunun bilmeleri gerekir.</p>
<p>Özellikle eşlerin ve işverenlerin iletişimde oldukları kadınlarla  ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi için bu sendromun  kadınlar üzerindeki baskısını ve bir kadına neler yapabileceğini biliyor  olmaları gerçekten hayati önem taşıyor.</p>
<p>Regl öncesi dönemde fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşayan kadınlar  bu nedenle günlük yaşamda sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Eğer bu  belirtiler kişinin günlük yaşantısında ciddi bozukluklara neden  olmuyorsa, tedaviye gerek duyulmuyor. Ancak bu belirtiler kadınlarda  rahatsız edici boyutlara ulaşıyor, ilişkilerde kopukluklara neden oluyoR  ve mesleki yaşamlarını etkileniyorsa regl öncesi gerginlik sendromu  yaşadıkları anlamını taşır.</p>
<p>&#8220;Regl Öncesi Gerginlik Sendromu&#8221;nu yaşayan kadınların sadece fiziksel yapıları değil, ruhsal sağlıkları da etkilenir.</p>
<p>Ödem ve ağrılar, kadını en çok rahatsız eden bulgular<br />
Kadınların yüzde 30-60�ında görüldüğü tahmin edilen &#8220;Regl Öncesi  Gerginlik Sendromu&#8221;, reglin yaklaştığı dönemde huzursuzluk, uyku  düzensizliği yanında, bedene ait belirtilerle kendini gösterir. Kısaca  vücutta ödem ve ağrılar, kadını en çok rahatsız eden bulgulardır.</p>
<p>Hayatı bozuyor, evliliği tehdit ediyor<br />
Burada önemli olan ise hem düşünce hem de duyguları etkileyen bir  durum olan &#8220;Prementrüel Disforik Bozukluk&#8221;. &#8220;Prementrüel Disforik  Bozukluk&#8221; teşhisi konan kadınların &#8220;Major Depresyon&#8221;, &#8220;Panik Bozukluk&#8221;  riskleri diğer kadınlara göre daha yüksektir.</p>
<p>&#8220;Prementrüel Disforik Bozukluk&#8221; belirtileri:<br />
- Regl öncesi huzursuzluk, depresif kötümserlik baskındır.<br />
- Obsesyon ve aşırı kıskançlık sıkça izlenir.<br />
- Dikkat ve konsantrasyon sorunları yakınma konusudur.<br />
- Sıkça duygu değişkenliği gözlenir.<br />
- Öfke hecmeleri sanki kişilik değişimi gibi izlenim bırakır.<br />
- Aşırı uyku ve uykusuzluk sorunları gözlenir.<br />
- Panik atak, beri kaygı hecmeleri çok sıktır.<br />
- Bulgular regl sonrası yavaşça ortadan silinmeye başlar.</p>
<p>Öneriler</p>
<p>- Bu konuda bilinçli olmalıyız ve bu durumun hayatımızı olumsuz yönde etkilemesine izin vermemeliyiz.<br />
- Bu dönemde meditasyon, egzersiz yapmak ve uyku sağlığını artırmak yararlıdır.<br />
- Özellikle kafein ve alkolden uzak durulmalıdır.<br />
- Mutlaka bir psikiyatr tarafından belirli bir süre destek alınması gerekir.<br />
- Erkeklerin bu konuda aydınlatılmaları, beraberliğin geleceği açısından önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/regl-oncesi-gerginlik-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panik Atak Nedir</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/panik-atak-nedir.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/panik-atak-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 17:43:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=121</guid>
		<description><![CDATA[Panik atak nedir? Panik atak, aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleri olarak tanımlanır. Panik Atağının Belirtileri Nelerdir? * Göğüs ağrısı yada göğüste sıkışma * Çarpıntı, kalbin kuvvetli yada hızlı vurması * Terleme * Nefes darlığı yada boğulur gibi olma * Soluğun kesilmesi * Baş dönmesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Panik atak nedir?<br />
Panik  atak, aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde  bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleri olarak tanımlanır.<br />
Panik Atağının Belirtileri Nelerdir?<br />
* Göğüs ağrısı yada göğüste sıkışma<br />
* Çarpıntı, kalbin kuvvetli yada hızlı vurması<br />
* Terleme<br />
* Nefes darlığı yada boğulur gibi olma<br />
* Soluğun kesilmesi<br />
* Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecek yada bayılacak gibi olma<br />
* Uyuşma yada karıncalanma<br />
* Üşüme, ürperme yada ateş basması<br />
* Bulantı yada karın ağrısı<br />
* Titreme yada sarsılma<br />
* Kendini yada çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme<br />
* Kontrolünü kaybetme yada çıldırma korkusu<br />
* Ölüm korkusu<br />
Bir panik atağında bu belirtilerden en az 4 yada daha fazlası bulunur.<br />
Dörtten daha az belirtinin görüldüğü ataklara ise kısıtlı panik atağı adı verilir.</p>
<p>Panik Bozukluğu Nedir?<br />
Panik  bozukluğu, tekrarlayan, beklenmedik panik atakları ve ataklar  arasındaki zamanlarda başka panik ataklarının da olacağına ilişkin  sürekli bir kaygı duyma. Panik ataklarının “kalp krizi geçirip ölme” ,  “kontrolünü yitirip çıldırma” yada “felç geçirme” gibi kötü sonuçlara  yol açabileceği inancıyla sürekli üzüntü duyma yada ataklara ve olası  kötü sonuçlarına karşı önlem alarak (işe gitmeme, spor, ev işi yapmama,  bazı yiyecek yada içecekleri yiyip içmeme, yanında ilaç, su, alkol,  çeşitli yiyecekler taşıma gibi ) bazı davranış değişikliklerinin  görüldüğü ruhsal bir rahatsızlıktır.</p>
<p>Panik Bozukluğu Nasıl Oluşur?<br />
* İlk atak başlıyor:  Hiçbir neden yokken ve birden bire başlayan çarpıntı, terleme, göğüste  sıkışma, nefes darlığı yada baş dönmesi, dengesizlik, fenalaşma yada  baygınlık gibi belirtiler kişiyi dehşet içinde bırakır. Kişi ‘kalp krizi  ’ geçirdiğini yada felç geçirmekte olduğunu zannederek yoğun bir ‘ölüm  korkusu’ ya da ‘felç olma’ korkusu yaşar. Bazen de başında bir tuhaflık,  sersemlik hissi, kendisini veya çevresini bir garip ya da değişik  hissetme gibi duyguların ortaya çıkmasıyla, ‘kontrolünü kaybetmeye’ yada  ‘çıldırmaya başladığını’ düşünerek kendisine yada çevresindekilere bir  zarar vermekten korkmaya başlar. Hasta hemen, en yakın doktor ya da acil  servise götürülür. Orada yapılan birçok muayene, çekilen film,  elektrokardiyografi, tomografi ve diğer incelemelerde hiçbir şey  bulunmaz. Hastanın nesi olduğu sorulduğunda doktorlar ‘hiçbir şeyi yok’  ya da ‘stresten olmuş ’ derler. Çoğu zaman sakinleştirici bir iğne  yapılarak evine gönderilir.<br />
* Ataklar tekrarlıyor:  Bir süre sonra panik atakları tekrarlar. Hasta, her yeni atak ile aynı  dehşet ve korkuyu yeniden yaşamaya ve acil servislere taşınmaya başlar.  Her seferinde yeniden muayene, yeniden incelemeler yapılır ancak hiçbir  şey bulunmaz. Hasta, kalbinde ya da beyninde kötü bir şey olduğuna,  ancak doktorların bunu bir türlü bulamadığına inanmaya başlar. Bazen de  yanlış tanı konularak hasta, antibiyotikten nefes açıcıya, çarpıntı  ilacından tansiyon ve kalp ilacına, vitamine kadar değişik ilaçlarla  tedavi edilmeye çalışılır, ancak bir türlü iyileşemez.<br />
* Beklenti anksiyetesi gelişiyor:  Ataklar tekrarlamaya devam ettikçe, hasta, ataklar arasındaki dönemde  gergin, huzursuz ve endişeli bir şekilde her an yeni bir panik atağının  geleceğini beklemeye başlar. Bu endişeli bekleyişe “beklenti  anksiyetesi” adı verilir. Atakların çoğu zaman belirsiz zaman ve  yerlerde gelmesi bu kaygıyı daha çok arttırır. Ataklar sıklaştıkça, kalp  krizi geçirip ölme, felç olma ya da kontrolünü kaybedip çıldırma  korkuları pekişir.<br />
* Yoğun ve sürekli üzüntü:  Hastalar, evde kimsenin olmadığı bir zamanda kalp krizi geçirmekten ve  hastaneye ulaşamadan ölmekten ya da kontrolünü kaybederek çıldırıp  intihar etmekten, kendisine ya da yakınlarına bıçak ve bu gibi bir şeyle  zarar vermekten, başkalarının bulunduğu ortamlarda çılgınca ve garip  davranışlarda bulunarak rezil olmaktan şiddetle korkar. Bu düşüncelerin  sürekli aklına gelmesinden dolayı da yoğun bir üzüntü duyarlar.<br />
* Yoğun davranışlar değişiyor:  Bir süre sonra ataklara ve ataklar sırasında gerçekleşeceğine  inandıkları ” felaketler” e karşı bazı önlemler almaya ve kimi  davranışlarını değiştirmeye başlarlar. Ataklara neden olabileceğini  düşündükleri etkinliklerden, yiyecek ve içeceklerden vazgeçerler.  Ataklara karşı evden çıkarken alkol / madde/ ilaç / kullanırlar. Ataklar  sırasında kullanmak üzerede yanlarında ilaç, su, yiyecek v.b. taşırlar.  Ataklar sırasında olabileceklere karşı önlem alırlar. Örneğin atak  sırasında kontrolünü kaybederek çocuklarına zarar vereceğine inanan  hastaların önlem alarak evdeki bütün bıçakları kilit altında tuttukları,  çocuklarıyla yalnız kalmamaya çalıştıkları, atak sırasında fenalaşarak  kendini yitireceğinden ya da bayılacağından korkan bayan hastaların,  baygınken çalınır diye takılarını yanlarına almadıkları, onu baygın  bulanların yardımcı olabilmesi için evinin / eşinin / ailesinin  adresini, telefon numarasını, hatta tıbbi yardım için ulaşabilmek üzere  doktorunun kartvizitini taşıdıkları görülmüştür. Bu hastalar,  gerektiğinde acil yardımı çabuk alabilmek için bütün günlerini hastane  bahçesinde geçirmeyi ya da güzergahlarını muayenehane, eczane ve acil  servis bulunan yerlerden seçmeyi tercih ederler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/panik-atak-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Kanaması</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/burun-kanamasi.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/burun-kanamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 17:37:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Epistaksis, burnumuzun kanamasına verilen isimdir. Genellikle kanamanın olduğu taraf ve kanama bölgesi aşikardır. Bazen kan boğaza akar ve öksürmekle ağızdan gelir, bu durumda kanamanın yeri ilk bakışta tespit edilemeyebilir. Gençlerde kanama burnun hemen girişinde yer alan gevrek damarsal yapılardan kaynaklanır. Yaşlılarda ise kanama sebebi genellikle burnun boğaza açılım noktası, yani en arka noktadan ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Epistaksis, burnumuzun kanamasına verilen isimdir.  Genellikle kanamanın olduğu taraf ve kanama bölgesi aşikardır. Bazen  kan boğaza akar ve öksürmekle ağızdan gelir, bu durumda kanamanın yeri  ilk bakışta tespit edilemeyebilir.</p>
<p>Gençlerde kanama burnun hemen girişinde yer alan gevrek damarsal  yapılardan kaynaklanır. Yaşlılarda ise kanama sebebi genellikle burnun  boğaza açılım noktası, yani en arka noktadan ya da burun boşluğunun üst  noktalarından olmaktadır.</p>
<p>Kanayan damarlar atardamar ya da toplardamar olabilir. Kanama  miktarı sadece küçük bir mendili ıslatacak kadardan, hastaneye  yatırılarak cerrahi tedaviye gerektirebilecek miktara kadar değişiklik  gösterebilir.</p>
<p><strong>Burun Kanamasının Sebepleri Nelerdir</strong><br />
Genellikle burun bölgesine yönelen travmalar en sık rastlanılan  nedenlerdendir. Bu travma, burun karıştırma şeklinde de olabilir,  kuvvetli burun temizleme işlemi de kanama oluşturabilir.</p>
<p>Soğukalgınlığı gibi burnu etkileyen bazı enfeksiyonlar sonucunda  burunda yer alan damarsal yapılar genişlerler ve bu da onları kanamaya  daha yatkın hale getirmektedir. Eğer enfeksiyon geçmeden burun cerrahisi  uygulanırsa, kanama daha da artar.</p>
<p>Yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği ya da damar sertliği özellikle  yaşlılarda kanamanın en sık sebepleri arasındadır. Eğer damarsal bir  anormallik durumu söz konusu ise, bu tüm ailede görülebilmektedir.  Pıhtılaşma bozuklukları da ailesel kategoride yer alır ve kanamaya sebep  olabilir.</p>
<p><strong>Burun Kanaması Tedavisi</strong><br />
Çoğunlukla burun kanaması hastaları gençlerden oluşmaktadır ve  kanama burun ucundan oluşmaktadır. Eğer kan kaybı fazla değilse,  baygınlık oluşmamışsa, dik oturmak etkili olabilir. Yetmediği takdirde,  burnun ucunun sıkılması yararlı olacaktır.</p>
<p>Güçsüzlük hissedilirse yatar pozisyona geçilmelidir. Ancak bu  durumda genize akan kan, mide bulantısı ve daha sonra kusmaya sebep  olabilir.</p>
<p>Bunlara rağmen kanama geçmez ise doktor müdahalesi gerekecektir.  Burun ucundaki kanamalar koter adı verilen cerrahi alet yardımıyla  durdurulabilir. Bu koterizasyon ya da yakma işlemi kimyasal olarak da  uygulanabilmektedir. Bu işlem, çocuklarda dahi rahatlıkla uygulanan  kolay bir müdahaledir.</p>
<p>Eğer kanama burnun arka kısımlarından geliyorsa, koter kullanılamaz.  Bu durumda burun tamponu gerekir. Eğer kanama çok fazla olmuşsa, kan  verilmesi dahi gerekebilir. Bu durumda kanamanın nedeni etraflıca  araştırılmalıdır. Burun ve sinüsleren ince noktasına dek çeşitli  görüntüleme yöntemleri de kullanılarak incelenir. Tansiyon hastalarında  yüksek tansiyon kontrol altına alınır.Kanama ve pıhtılaşma bozuklukları  araştırılır ve varsa tedavi edilir. Eğer burun orta bölmesi yani  septumda eğiklik var ise, kanamaya sebep vereceğinden düzeltilmelidir.</p>
<p>Eğer tüm bunlara rağmen kanama durmuyorsa, endoskopik sinüs cerrahisi ile atardamar bağlanarak kanama durdurulur.</p>
<p>Genelde gençler burun kanaması sonrasındaki kan kaybından fazlaca  etkilenmemektedirler, ancak yaşlılarda durum biraz farklıdır. İstirahat  ve uygun tedavi önem kazanmaktadır. Kalp problemleri, yaşlılarda durumu  daha da ciddi hale getirebilmektedir.</p>
<p>Eğer burun kanaması tedavi edilmeden hasta kendi haline bırakılırsa ;  kanama tekrarlayıp anemiye sebep olabilir. Bu durum ileri dönemde kalp  yetmezliğine sebep olabilir.</p>
<p>Ailenin rolü, kanama başladığında yukarıda kısaca söz edilen  tedbirler uygulanıp sonuç alınamazsa hasta kişinin ikna edilerek uygun  tedavinin yapılacağı merkezimize getirilmesinden ibarettir.</p>
<p>Unutulmaması gereken bir nokta, her burun kanamasının masum  sebeplerle ortaya çıkmayacağıdır. Bazen küçük çocukların dikkat çekmek  maksadıyla burnuna soktuğu bir leblebi tanesi bile, yakınları tarafından  fark edilmediğinde sebebi bilinmeyen fakat tekrarlayan burun  kanamalarına sebep olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/burun-kanamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İdrar Yolu Enfeksiyonları (Sistit)</title>
		<link>http://www.ailesagligi.com/idrar-yolu-enfeksiyonlari-sistit.html</link>
		<comments>http://www.ailesagligi.com/idrar-yolu-enfeksiyonlari-sistit.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 17:31:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ailesagligi.com/?p=115</guid>
		<description><![CDATA[İltihaplanma Sistit idrar kesesinin (mesane) iltihaplanmasıdır. İdrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan biridir. Zamanında tedavi edilmezse hastalık böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilir ve mesane ve böbreklerde kalıcı hasarlar oluşturabilir. Nedenleri: Normal de bakteriler üreme organları ve anüs bölgesinde yaşamaktadırlar. Bazen bu bakteriler alt idrar yollarını aşarak mesaneye ulaşırlar. Mesaneye ulaşan bakteriler işeme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #9f529f; font-size: small;">İltihaplanma</span></strong><br />
Sistit idrar kesesinin (mesane)   iltihaplanmasıdır. İdrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen  hastalıklardan biridir. Zamanında tedavi edilmezse hastalık böbrekleri  de etkileyecek biçimde yayılabilir ve mesane ve böbreklerde kalıcı  hasarlar oluşturabilir.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Nedenleri:</span></strong><br />
Normal de bakteriler üreme organları ve anüs bölgesinde yaşamaktadırlar.  Bazen bu bakteriler alt idrar yollarını aşarak mesaneye ulaşırlar.  Mesaneye ulaşan bakteriler işeme ile dışarı atılırlar. Ancak mesaneye  gelen bakteri sayısı atılandan fazla ise mesanede ve daha sonraki  aşamada böbreklerde iltihaplanmaya yol açarlar. Bulaşma cinsel birleşme esnasında veya genital temizliğin az olduğu  durumlarda oluşabileceği gibi uzun süre idrar tutulması, idrar yollarını  daraltıcı hastalıklar, menapozda düşük östrojen seviyesi nedeniyle de  oluşabilir. Kadınlarda uretra erkeklerinkinden çok daha kısa olduğu için dış  ortamdan bakterilerin mesaneye ulaşması daha kolaydır. Bu nedenle  kadınlarda sistitlerin görülme oranı çok daha fazladır. Kadınların en az  % 20&#8242;si yaşamları boyunca en az bir kez sistite yakalanırlar. Nadir de olsa sistiti oluşturan bakteriler böbrek ve idrar yolları  aracılığı ile yukarıdan aşağıya veya yakın dokulardaki enfeksiyon  odaklarından lenf yoluyla da mesaneye ulaşabilirler.<br />
Sistitin en sık rastlanılan sebebi Escherichia coli ( E.coli, koli  basili) adlı mikroorganizmadır. Bu bakteri kalın barsaklarda normal  olarak bulunabilir ve cinsel ilişki ile mesaneye ulaşabilir.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Belirtileri:</span></strong><br />
İdrar yaparken yanma ve sızı.İdrar yaptıktan sonrada sürebilir. Sık  idrara çıkma. Ağrı kasıklara ve makata yayılabilir. Ateş. Terleme.  Yorgunluk. Kusma ve bulantı. İdrar bulanık, kötü kokulu olabilir. Cinsel  ilişki esnasında ağrı hissi olabilir.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Risk Faktörleri:</span></strong><br />
Çok eşlilik.<br />
Tümör nedeni ile aşağı idrar yolunda daralma veya tıkanma.<br />
İdrar sondası kullanımı.<br />
Hamilelik.<br />
Şeker hastalığı.<br />
Temizliğe dikkat edilmemesi.<br />
Geçirilmiş felç gibi mesane boşalmasını engelleyebilecek durumlar.<br />
Yaşlılık.</p>
<p><strong><span style="color: #8b4b65;">Tanı:</span></strong><br />
Tanıda idrar tahlili, idrar kültürü ve ilaçla çekilen ürografi adlı film gerekebilir.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Hastalığın Gidişi:</span></strong><br />
Uygun tedavi ile sistit belirtileri 24 saat içinde kaybolur.Ancak  hastalığın gidişi etken mikrobun cinsine, risk faktörlerin giderilmesine  bağlıdır. İyi tedavi edilemeyen olgularda hastalık kronikleşebilir.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Tedavi:</span></strong><br />
Sistitler antibiyotikler ile tedavi edilir. Tedaviye başlamadan önce  idrar kültürü ve antibiyogram için örnek alınmalı, sonuçlar çıkıncaya  kadar idrar yolları enfeksiyonlarında etkili antibiyotikler  kullanılmalı, antibiyogram sonuçlarına göre gerekirse bu ilaçlar  değiştirilmelidir. kronik enfeksiyonlarda tedavi uzayabilir.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Nasıl Korunabilirsiniz?</span></strong><br />
Tuvaletten sonra önden arkaya doğru silinin. Böylece vajinal ve rektal  bölgenizdeki bakterilerin idrar yollarına girmesini engellemiş  olursunuz.<br />
İdrarınızı tutmayın. Mümkün olabildiği kadar sık idrarınızı yapın. Böylece mesanedeki bakterileri dışarı atarsınız.<br />
Cinsel ilişkiden sonraki on dakika içerisinde idrarınızı yapmaya çalışın.<br />
Cinsel ilişki esnasında yeterli kayganlığın sağlanması uretranın zedelenmesini azaltacaktır.<br />
Anal ilişkiye giriliyorsa daha sonra vaginal bölgeye temas edilmemeli veya edilecekse iyice temizlenilmelidir.<br />
Gün boyunca bol su içilmesi (mümkünse günde 8 bardak) idrar çıkışını ve dolayısıyla da bakterilerin atılımını arttıracaktır.<br />
Kahve, çay, alkol gibi içecekleri mümkün olduğu kadar az tüketin. Mesane üzeride irrite edici etkileri olabilir.<br />
Genital bölgenizin uzun süre nemli kalmasına izin vermeyin.Naylonlu,  sıkı iç çamaşırları giymeyin. Nem bakterilerin üremesini kolaylaştırıcı  bir ortam yaratır.<br />
Genital bölgenizi günlük olarak hafif bir sabunlu suyla temizleyin.<br />
Her gün mutlaka iç çamaşırınızı değiştirin ve pamuklu iç çamaşırları yeğleyin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ailesagligi.com/idrar-yolu-enfeksiyonlari-sistit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

